DEMİR PERDE’NİN ARDINDA: 4 AY, 3 HAFTA, 2 GÜN
4 Ay, 3 Hafta, 2 Gün (4 Luni, 3 Saptamani Si 2 Zile, 2007. Romanya 113’ )
Yönetmen: Cristian Mungiu
Senaryo: Cristian Mungiu
Oyuncular: Anamaria Marinca (Otilia), Laura Vasiliu (Gabita), Vlad Ivanov (Bebe)
Başlıca Ödülleri: Cannes Film Festivali 2007: Altın Palmiye, Avrupa Film Ödülleri 2007: En İyi Avrupa Filmi
4 Ay, 3 Hafta, 2 Gün son döneminde dünyanın önde gelen tüketici toplumlarından biri olan Sovyetler Birliği’nde artık yasakların ne kadar nahif kaldığı; planlamaya dair gerçekleştirilen bütün politikaların aslında ne kadar başarısız oldukları, karaborsanın ve yeraltı piyasasının toplumun içine ne kadar yerleştiği gibi muğlâk politik mizah öğeleriyle bezenmiş bir film.
Çavuşesku rejiminin son zamanları Romanya’sında hükümetin nüfus artışına yönelik planının ürünü: kürtaj yasağı! Nüfus artışına yönelik planlamanın en yüce nesnesi olan kürtaj yasağı, yine dönemin rejimine absürt bir göndermede bulunuyor: kürtaj planlanmıştı ama bu plan planlanmamıştı! Zira filmin adı da başka bir gönderme; kürtajla alınan fetüs’ün kaç aylık olduğuna göre değişen cezai yaptırımlar. Önemli olan kürtajla kaybolan hayat mı, yoksa yasağın ne durumlarda değiştiği mi?
Natürmort’un Anlatı Zaferi
Otilia ve Gabita’nın otel odasında kürtaj yatağını hazırlarlarken fark ettikleri natürmort (ölüdoğa) tablonun rezalet olduğunu buyurmaları, aslında filmde dalından koparılmış çiçek gibi yalnızlığa bırakılmış ‘kadın’ın, dönemin kasvetli havasında (bunu yansıtmada gayet başarılı olan Mungiu’yu tebrik etmek gerek) kurtuluşu yine kendi varlığıyla başaracağına sirayet ediyor.
Öte yandan filmin erkekleri, kadının yüzleştiği sorunsalda olabildiğince kendi gereksinmelerine bağlı, nahiflermişçesine ve uzaktan yansıtılıyorlar. Bu bağlamda sorunsalı temsil eden rejimin lideri olarak Çavuşesku, dönemin Demir Perde Ülkeleri’nin en büyük erkeğidir. Fakat yeraltı ve karaborsa yollarıyla, kürtajcı Bebe gibi reçetesine uyulmayan doktor olmaktan öteye gidememiştir. Özetle Sovyet Blok son günlerinde modernleşme ve yozlaşmanın ölü doğmuş nesillerini yaratır.
Filmin ikinci sorusu: tüm bu kasvet enflasyonunun suçlusu kimlerdir?
Oğlunu planları, arzuları doğrultusunda yetiştiren ‘baba’ mı yoksa hayatı boyunca kocasına patates haşlamak durumunda kalan ‘anne’ mi?
Oedipus efsanesine sadık kalarak suçlunun baba (egemen rejim) olduğu ve kendisinden sonra gelen nesillerin minnet bilmezliğinin, bir natürmort gibi ölü doğuşunun sebebinin babadan kaynaklandığı yorumunda bulunmak mübalağa olmasa gerek.











