CHARLIE WILSON’IN SAVAŞI
(Charlie Wilson’s War, 2007. ABD 97’)
Yönetmen: Mike Nichols
Senaryo: Aaron Sorkin (George Crile’ın romanından uyarlama)
Oyuncular: Tom Hanks (Charlie Wilson), Philip Seymour Hoffman (Gust Avrakotos), Julia Roberts (Joanne Herring)
ORGANİZE SUÇLAR DOSYASI
Bu senenin kıssadan hisse özelliğindeki politik Hollywood filmlerinden ayrı bir anlatıya sahip Charlie Wilson’ın Savaşı, özünü siyasi sözleşmelerle oluşturan
bir Mike Nichols filmi. Sol bediiyi benimsemiş ve ABD politikalarına hâkim Nichols ve senarist Aaron Sorkin, yirminci yüzyılın ideolojik eğilimlerine yön veren SSCB’nin askeri küçük düşüşü ve yıkılışını mizahi bir belgelenmiş yolda yorumluyorlar. Yetmişlerde başlayan ikinci merhalesinde, Soğuk Savaş’a son veren başkan Reagan’ın adının arkasındaki tarihsel gerçekleri, Amerikan politik sistemini sunmak yerine; Charlie Wilson’ı ve silah arkadaşlarını geleceğe bakarak ‘kehanette bulunmuşçasına’ geçmişe yerleştiriyorlar. Bu bağlamda geçmiş olaylar ve bugünkü gerçekler arasında bir bağ kuruluyor ve Amerikan politik sisteminin zaferinin alâmetifarikası –Afganistan mücahitlerine bağımsızlıkları için yapılan gizli yardımların El Kaide’yi besleyip 11 Eylül olaylarına kadar varışı- desteklenerek gözler önüne seriliyor.
ŞİDDETİN TEKELLEŞMESİ
Filmde Wilson’ın temsil ettiği ABD, on yıl gibi uzun bir vadede yarattığı silah (şiddet) zincirini, Suudi Arabistan, Pakistan ve İsrail gibi düşman ülkelerin işbirliğiyle ‘meşru’laştırmış oluyor. Diğerlerinin ABD otoritesini onaylayıcı davranışları bu meşrulaşmayı anlamlı kılıyor. ‘Belge’ niteliği taşıyan şiddetin (silahın) ABD kontrolünde hareket etmesi sürecinde, meşruluğun ya da gayrimeşruluğun arasındaki ayrım burada aslında önemsiz kalıyor. Sonuçta en büyük rakip Sovyetlerin çökmesiyle birlikte ABD, bu şiddeti tekelleştiriyor. Beş milyon dolardan bir milyar dolara çıkan savaşın maliyeti de böylece karşılanmış oluyor. Fakat doksanlar sonrası meydana gelen gelişmeler karşısında -bir ‘belge’ sorunu olarak düşünürsek- şiddetin yaratıcısı olarak ABD, yetkiyi elinden bırakmıyor. Özetle şiddetin araçları üzerinde farklı otoritelerin iş birliğiyle kontrol sağlıyor.
Devletin yeraltı dünyasıyla organize bir işbirliğine girerek; zaferini ve hegemonyasını savaş yaratımları üzerinden devam ettirerek meydan verdiği şiddet, altmışlar dönemi İtalyan Politik Sineması’nın temel filmlerinden Francesco Rosi’nin Salvatore Giuliano’sunda (1962) aynı analitik tutumla ele alınır. Haydut Salvatore Giuliano, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Sicilya’nın kurtuluş hareketinde politik ve kanlı bir rol oynar. Kurtuluş sonrası 1950de öldürülünceye kadar kendi terörüne, suçlarına geri döner. Komünistlere 1 Mayıs eyleminde kanlı bir saldırı düzenler, savaş sonrası yönetimi için tehdit unsuru haline gelir. Aslında Rosi için filmde önemli olan Giuliano değildir. Giuliano pek konuşmaz ve görünmez, en önemli sahnesi cesedinin bir avludaki çekimidir. O
sadece orada derin politik bir gerçeğin nesnesidir. Rosi’ye göre burada görülen ‘belge’den ziyade önemli tarihsel gerçeklerin, haydutlar, mafyalar ve politikacılar arasındaki gizli ilişkinin kendi yorumuyla belgelenişidir1.
Nichols da Charlie Wilson’ın Savaşı’nda Soğuk Savaş sonlarının derin tarihsel ve siyasi gerçeklerini, nesnel değil fakat sistemi eleştirebilen mizahi bir bakış açısıyla; Reagan doktrininin Soğuk Savaş’ı sona erdirmesi ve 11 Eylül olaylarını, geri plandaki organize, tarihsel ve politik gerçekler bağlamında anlatıyor. CIA bağlantıları, Mısır, İsrail, Pakistan gibi düşman sayılacak ülkelerin kendi çıkarları için terör-şiddet zincirine katılmaları, Texas’lı ABD personeli anti-komünist liberal Wilson’ın bu düzene hizmet edişi, filmde alay konusu oluyor. Nichols, mizahını belki de en iyi Wilson’ın Pakistan dönüşü uçakta asistanına içini döktüğü sahnede konuşturuyor. Yıllarca arka bahçesi Latin Amerika’da yarattığı darbe kültürünün örneği Wilson’ın köpeğini zehirleyen komşusu, seçimleri Wilson’ın kışkırttığı siyahların oylarıyla kaybediyor. Bu günü Wilson’ın ‘Amerika’ya âşık olduğu gün’ ilan etmesi, komşuyla aynı şiddet zihniyetini temsil eden ABD politikalarına Nichols’ın edebikelam bir göndermesi aynı zamanda.
ÖRGÜT
ABD merkezli silah kaçakçılığı zincirleri seksenlerin en önemli organize suç türlerinden biridir. Üçüncü dünya ülkelerine Amerikan Kongresi tarafından silah alımı için gönderilemeyen para yardımının başka yollarla sağlanmasını Amerikan kanunu bu dönemde yasaklar. Fakat Vietnam Savaşı sonrası meydana gelen uyuşturucu kaçakçılığı başka bir para aktarma mekanizması oluşturur2. CIA tarafından yasadışı yollarla Nikaragua kontra gerillalarına satılan silahlar
Nikaragua ve ABD arasındaki uyuşturucu kaçakçılığının kârlarıyla finanse edilir. Reagan doktrinin bir parçası olan üçüncü dünya ülkelerindeki savaşları finanse etme düşüncesi, gizli politikalar ve anlaşmalarla İran’a kadar uzanır. Aynı şekilde yasal olmayan fakat meşru olan Wilson’ın savaşı, ABD merkezli organize suçlar zincirinin Reagan doktrinin ardında saklanmış bir halkası oluyor. Zincirin son halkası olan 1989da Sovyetlerin büyük kayıplarla Afganistan’dan çekilmesiyle -ABD’nin zaferi: Vietnam yenilgisinin geç gelen intikamı gibi de görülebilir- Giuliano’nun savaş sonrası terörü gibi El Kaide yükseliyor ve bu 11 Eylül’e kadar devam ediyor. Amerikan ideolojisinin zaferi sürecinde Sovyetlere karşı bir tampon bölgede kullanılan Afgan mücahitler, doksanlardan sonra eylemlerine farklı bir tutumda devam ederek şiddeti tekelinde bulunduran ideolojiyi tehdit ediyorlar. Filmin sonunda beliren Wilson’ın vecizesi “Bunların hepsi harikuladeydi ve dünyayı değiştirdiler… ve biz oyunun sonunda sıçtık” bugünün koşullarında ideolojinin bu gülünç neticesine alaycı bir atıfta bulunuyor.
Filmde kendi mizahı ile Nichols, hükümet içinde gizli organize suçlar örgütü bilmecesini iyi ele almış. Teksas sosyetesinden komünist karşıtı, her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır zihniyetinin emsali Joanne Herring’in (öyle ki filmdeki kadın temsili başlı başına bir yazı konusu) Pakistan bağlantılarını kullanarak en güçlü halkayı oluşturuyor. Öte yandan başka bir halka CIA ajanı Gust Avrakotos’un Afganistan’a silah sağlamaya dünden razı olması ve Orta Doğu’nun gergin ortamındaki düşman ülkeler Mısır ve İsrail’in de burada uzlaşmaları organize suçları kendi aralarında meşru kılıyor. Bu durumda hepsi
silahın yani şiddetin ABD’nde tekelleşmesinde geri plandaki en önemli rollerin aktörleri oluyorlar.
Notlar:
1 Bondanella, Peter. “Italian Cinema from Neorealism to the Present”. The Continuum International Publising Group Inc, 2003, sf.168.
2 Chambliss, William J. “State-Organized Crime: American Society of Criminology”; Bean, Philip ”Crime: Critical Concepts in Sociology”, Routledge, 2003 derlemesinde, sf.188-189.











