Portecho Elitizmi
Montumu hırkamı arabada bırakıyorum. Yağmur altında bir koşu mekana gitmem gerek, ıslanırsam elit havam bozulabilir. Yağmur çok hızlı, her geçen araba su sıçratıyor.. Biraz ıslandım, ama elitliğimden hiçbir şey kaybetmedim. Kaybetsem de önemi yokmuş, çünkü erken gelmişiz. Mekanı dikkatlice inceledikten sonra konser için nerede durmam gerektiğini hesapladım. Ben böyleyim, herşeyi önceden hesaplar, planlarım. Tıpkı iki hafta öncesinden bu konsere gelmeyi planladığım gibi. Portecho şehrimizi sık sık konserleriyle ziyaret ettiği ikibuçuk yıl boyunca yeni albümleri Studio Plastico’yu hazırlamışlar. Şubat ayının 19’unda, o yağmurlu karlı soğuk gecede, yeni albümlerini tanıtmak için Ankara’ya geldiler. Benim heyecanıma kapılan arkadaşımla konsere erken gelmiştik.Konser öncesi mekanda çalan cansız müzikten sıkılıp arabaya geri döndük. Portecho’nun ilk albümü Undertone’u dinlemeye başladık. Portecho’yu tanımayan arkadaşımla konser öncesi aperatif olarak dinliyorduk ki o zamana kadar konuyla ilgili hiçbir şey sormayan arkadaşım “Hımm iyiymiş, nereden çıktı bu Portecho?” dedi.
Nereden çıktığını unutur muyum! 2 Eylül 2006’da İstanbul Hezarfen Havaalanın’da o ‘meşhur’ festival alanında kolumdaki yeşil bilekliğimle abimin yanında ürkek ürkek dolaşıyordum. Yan sahneden tanıdık melodiler geliyordu. Abimle yaklaştık, dört tane gömlekli adam Depeche Mode remixleri olduğu sandığım şarkıları çalıyorlardı. Dinlemeye başladık ilgiyle. İlk şarkı bitti, ikincisi başladı; anladım ki bu Depeche Mode çalan bir cover grubu değil kendi bestelerini yapan kaliteli bir gruptu. Üçüncü şarkıyla beraber ben de dinleyen herkes gibi dans etmeye başladım. Şarkı bitip de solist Türkçe konuşmaya başlayınca çok şaşırdım. Benim geldiğim yerde insanlar böyle kaliteli müzik yapmazlardı, hele dans müziği hiç yapmazlardı; kaliteli müzik sadece yabancı tv kanallarında olurdu. Konser sonunda grubun Portecho olduğunu, Undertone adlı albümlerinin o gün çıktığını öğrendim. Ama dağıttıkları bir çok Portecho baskılı tişörtlerden bir tane bile kapamadım.
İlk tanışmadan altı ay sonra okuluma, festival kapsamında Portecho konsere geldi. Bu sefer hazırlıklıydım, CD’yi baştan sona erberlemiştim ve ipod’umda Undertone demirbaş albümlerden birisiydi. Konser KKM’deydi (Kültür Kongre Merkezi) ve herkesin gördüğü gibi KKM ortasında duran piyano dışında estetik olmayan kaba saba bir yerdir. Fakat konser zamanı ortaya kurulan sahne, şık bir şekilde etrafa yerleştirilmiş bistrolar ve içki standlarıyla hoştan da öte elit bir görünüm kazanmıştı KKM. Gelen herkes benim gibi hareketli, elit bir akşam geçirmişti. Solist Tan Tuncağ “ODTÜ’de olmak ayrıcalıktır.” demişti ama ben de “KKM’de Portecho dinlemek ayrıcalıktır.” diye anlatacaktım konseri kaçıran insanlara. Konserin sonunda dağıtılan baskılı tişörtlerden yine alamamıştım, hatta tişört yakalayan bir çifte saldırsam da elim boş döndüm o gece. Portecho’nun insanları çeken yanı, kaliteli müziğinin ötesinde size verdiği ayrıcalık, bireysellik hissidir. Konserin başında (bazen de kapıdan girerken) bu havayı fark ediyorsunuz ve kendinizi grupla beraber elit hissetmeye başlıyorsunuz. Sizi yormayan hareketli ritmlerle dans ederken söylenen nakaratlar ağzınızdan dökülüyor ve daha da hareketleniyorsunuz. Hareketleniyor, fakat yorulmuyorsunuz. Sanki Portecho’nun ‘fresh’ ritmlerinde dans ederken terlemiyor, terleseniz bile kokmuyorsunuz. O kadar elitsiniz! Ne kadar kötü dans ederseniz edin, ne kadar sakar olsanız olun; kendinizi ritme kaptırınca her hareketiniz zarifleşiyor elitleşiyor. Şarkıyla her el çırpışınızda “Aman Allah’ım ne kadar zarif bir el bu!” diye kendinize hayran oluyorsunuz.
Şubat’ın 19’unda, o yağmurlu soğuk gecede, arabada Undertone’u baştan sona dinledikten sonra koşarak ıslanmadan mekana girdik. Bu sefer mekan bir kısım elit insanlardan ve bir kısım bakımlı kızlarla yanlarında zorla getirdikleri sevgilileriyle doluydu. Konser yeni albümleri Studio Plastico’dan şarkılarla başladı. İlk dakikadan itibaren şarkılara yabancı hissetmeden kendimi kaptırdım ve dans etmeye başladım. Eskiler yeniler çok güzel harmanlanmış bir şekilde devam ederken arkadaşıma baktım, o da bakımlı kızların sevgilileri gibi kendini kaptırmış dans ediyordu. Dolu dolu geçen iki saatten sonra, grup son kez Sympathy’yi çalmak için çıktıklarında tişört kapacak yakınlığa geldim. Şarkı bittiğinde bütün gücümle alkışladım bir şarkı daha çalsınlar diye. Olmadı, çalmadılar... Ve ben yine tişört alamadım, bu sefer tişört yoktu çünkü. Ben de hatıra olarak poster alıp yağmurun kara döndüğü o harika geceye mutlu bir şekilde kendimi attım. Gece bitmişti, yağan karın altında saçlarım da bozulmuştu ama önemli değildi. Artık bir dahaki konsere kadar elit olmama gerek yoktu.
Yazımı bitirirken Portecho’nun Şubat ayında çıkan ikinci albümleri Studio Plastico’nun onuncu şarkısı Eastern Funeral’i dinliyorum. Bu soğuk şubat akşamında albüm kapağındaki gibi huzurlu bir yerde olmak istiyorum. Derin nefes alıp word dosyasını kapatmadan önce “Thanks for the elitism” demek istiyorum Tan Tuncağ ve Deniz Cuylan’a!
Sadece Portecho olarak deÄ?il, ayrı ayrı kurdukları gruplarda da çok baÅ?arılı olan iki adam. Ankara'nın daha doÄ?rusu If'ın demirbaÅ?ları. Deniz Cuylan'ı Norrda'da, Tan TuncaÄ?'ı da Mira'da dinlemek gerek bir de!
Sevde DurmuÅ? - 16.03.2009
Oh bebek! Studio Plastico 'nun klibi de fırından çıkmıÅ?, Berkun Oya yönetmenliÄ?iyle:
http://videogaleri.gazetevatan.com/6654_Ustu-carsaf-alti-mini.html
Ozan Ã?nen - 25.03.2009
pardon siz saka misiniz?
Deniz ipek - 30.03.2009
Å?akaysa komik deÄ?il,ciddiyse hiç deÄ?il
serdar adali - 30.03.2009
Entellikten elitliÄ?e yumuÅ?ak bir geçiÅ?. Bundan sonra "elegans takılmanın 101 yolu" konulu yazı gelecek. Merakla bekliyoruz.
Murat - 30.03.2009
Buradaki "elit" kavramının hangi tandansta-aÄ?ırlıkta ironik bir sözcük olduÄ?unu anlamayıp da "ohaaaa siz Å?aka mısınızzz,ohaaa falan olduuum" tadında yorumlar yazan sevgili "sazan"lara merhabalar. İnanın iyi oldu bu yorumları okumak, eÄ?lendik.
Elitizmin Kalesi ODTÃ? - 30.03.2009
"Oha siz Å?aka mısınız" tadında yorum yapan insanın dalga geçtiÄ?ini anlamayıp saçma sapan bir nickin arkasına saklanan yorumları okumak en eÄ?lencelisi bence.
Semih Kekül - 31.03.2009
istediginiz kadar "cok komigiz ama siz sazanlar anlamazsiniz eki eki" diye dusunebilirsiniz; insanlarin cok buyuk kismi bunu boyle anliyor. yazarin bir cok diger yazisi da ayni sekilde "bos biriyim ben" izlenimi yaratiyor. bundan rahatsiz olup olmamasi kendi bilecegi is tabi ki.
eglenmenize sevindim; bu yazilar da bizi cok eglendirdi. ayrica ismi saklama gereksinimi duymaniz da bende ufak bir tebessum yaratmadi degil.
Deniz ipek - 31.03.2009
Ne bu gerçekten? üstün zekalılar için ironi (!) yapıldı herhalde ondan anlayamadık.. "İroni"sini yaptıÄ?ı Å?eyin bir parçası yazar. Kendiyle dalga geçecek kadar kendiyle barıÅ?ık, süper diyelim o zaman.. gereksiz uzattım aslında serdar adalinin yorumu kısa, net ve daha güzel açıklıyor düÅ?üncelerimi
Nilüfer - 09.04.2009











