Hayatın içinden tanıdık bir gün

Daracık sokağın sonunda denizi görüyordu. Ne kadar da yakın görünüyordu ama aslında ne kadar uzaktı. Uzaktan güzel görünüyordu ama yanına kadar yaklaştığında sidik kokuyordu ve üzerinde mide bulandırıcı bir yağ tabakası vardı. İşte tam da böyleydi hayatında elde ettiği her şey. Elde edene kadar ne kadar da güzel görünüyordu. Ulaştığındaysa bir o kadar çirkin. Birkaç sene önce yaşadığı travmanın tekrarı geliyordu. Artçı depremler gibi yer yer nüksederdi ne yazık ki bu illet. Depresyon, insanın hayat arkadaşıydı. Ne zaman sıkışsa yanında bitiveriyordu.
Düşünceler o kadar hızlı geçiyordu ki kafasından toparlayamayacağını anlayıncaya kadar yürümeye karar verdi. Bir dost tavsiyesiydi bu artık adını hatırlamadığı bir dosttan gelen. Ne zaman canım sıkılsa çıkıp hava alırım demişti. Midesine giren krampı durdurabilmek için eliyle karnına bastırdı. Bütün bunları düşünürken yemek yemeyi unuttuğunu fark etti.
Hayatına dair sorgulamalar yapmaya sanki çok zamanı varmış gibi böyle bir gün boyunca ayakkabılarının ayağına verdiği acıya inat yürüyüp durmuştu. Her köşe başında yeni bir tanesi açılmaya başladığı sıralarda, ‘çalışan, fakir toplumun en iyi göstergesi’ diye nitelendirdiği, sadece birkaç simit ve poğaçayla çay satan mekânlardan birine girdi. Neden böyle söylemiştim diye düşündü. Hatırladı. Çünkü toplumun büyük çoğunluğunun ne kahvaltı edecek zamanı vardı artık ne de dışarıda edilen bir kahvaltıyı karşılayacak parası. Alacaklarını alıp plastik tepsisiyle en köşedeki masaya yöneldi. Oturdu. Bakışlarını tepsisinden hiç kaldırmadan düşünmeye devam etti.
Yaşadıklarıyla hipotezini kontrol ediyordu.
Mesela, o kadınla bir ömür geçireceğini düşünmüştü birkaç ay önce. O kadar da coşkuluydu ki beraber yaşamayı, hayatı paylaşmayı dahi planlamıştı. Uzaktan bir melek gibi görünmemiş miydi? Evlilik planlarına sıra gelince ise iş çığırından çıkmıştı. Sayfalar dolusu listeler hazırlayan, gelinlik dergilerinden kafasını kaldıramayan, bu kadını sanki hiç tanımıyordu. Böyle olmamalıydı. Bu ritüelleri hızla atlatıp normale dönmeliydik diye düşündü. Oysa alınacak yüzüklerden masaya konacak çiçeklere kadar o kadar çok ayrıntı bir anda dert haline gelmişti ki! Bu kadar ufak ayrıntıların bu kadar büyük kavgalara yol açabileceğini birkaç ay önce söyleseler gülüp geçerdi. Ama olmuştu işte!
Uzaktan bir melek gibi görünen kadın, yanına yaklaştığında tüm çirkinliğiyle oradaydı işte!
Sonra işini düşündü. Mülakat sırasını beklerken yaşadığı adrenalin patlamasını düşündü. Ne kadar da çok istiyordu bu işi. Oturduğunda çocuk gibi sevindiği masasını düşündü sonra. Kazandığı mevkiinin mükemmel olduğunu düşünmüş büyük bir çaba ve hırsla çalışmaya başlamıştı. Bu kadar değerli gördüğü işin başına geçtiğinde yaşadığı sıkıntıları düşündü. Patronun önünde iliklenen ceketleri, sonra yemekte arkasından konuşulanları, birbirinin yüzüne gülerken ayağını kaydırmak için fırsat kollayan iş arkadaşlarını, kaçırılan vergileri… Daha dün bir müşteriye aslında çok sonra yapılacağını bildiği ödeme hakkında yalan söyleyen de ta kendisiydi.
O kadar çok örnek vardı ki! Belki de tatminsiz olan benim diye düşündü. Ayran gönüllü olan benim. Ve böyle olduğu sürece mutsuz olacak olan yine benim. Ama sırf öyle gerekiyor diye mutlu olamazdı ya! En çok da ‘senin yerinde olmak isteyen ne kadar adam var.’ dediklerinde sinirleniyordu. Düpedüz şımarıklıkla suçluyorlardı onu. Sırf onlar yerimde olmak istiyor diye mutlu mu olmalıyım yani?
Hayatın iyi yönlerini görmeye çalışmalısın diyenlere inat yine depresyona giriyordu işte. İnsanların bilmesini istemediği ilaçlarını düşündü. Sırf bu yüzden milyoncudan içine ilaç koyabileceği bir plastik şişe almıştı. İlaçları filminden çıkarıp onun içinde taşıyordu. Hayır, bu kez ilaçsız da halledebilirim diye düşündü. Nasıl olsa depresyon her sıkıştığımda yanımda biten hayat arkadaşım. Tamamen öldüremeyeceksem ne diye ilaçla uyutayım onu? Acılaşmış ucuz çayın son yudumu midesine inerken titrek hareketlerle masadan kalktı. Gereklilik kipleri omuzlarında yük oluşturuyordu.
Kendi kendine söylendi.
“Ne yapmam gerek? Bu durumda ne yapmam gerek? Hep zaten ne yapmam gerektiğini düşünmez miyim be aman, ne olacaksa olsun! “
Evde yeni saçma sapan tartışma konularıyla bütün silahlarını kuşanıp onu bekleyen karısına inat birkaç saat uyuyabileceğini düşünerek yola koyuldu. Nasıl olsa ertesi gün içinden gelmeyen tonla güler yüz göstermeyecek miydi? ‘İlk antrenmanı evde yapayım.’ diye düşündü.
Denizi görmeye ve aynı düşüncelere tekrar dalmaya tahammül edemediği için kafasını hiç kaldırmadan eve, o tanıdık ama hiç sevmediği hayatına, çok eskilerden tanıdığı, ne yapsa kaçamadığı, yol arkadaşıyla birlikte geri döndü.
Hergün mecbur olduÄ?un için evine gitmek,Hergün "acaba" ile yaÅ?amak ve biteceÄ?ini adın gibi bildiÄ?in birÅ?eyi sürdürmeye çalıÅ?mak ......
- 30.03.2009
Hayatın içinden tanıdık bir gün, her gün yollarda gordugumuz mutsuz adamların, kadınların neler dusundugunu anlatmıs yıne kelımelerı bıcak gıbı saplamısın.
Tebrikler.
duygu - 19.04.2009
hayat o kadar sürprizlerle doludur ki, yarının ne getirecegini bilemez insan. acabalarla dolu bir hayatın ertesini, bambaÅ?ka bir gün karÅ?ılar bazen... umudunu kaybetme isimsiz arkadaÅ?ım :)
emre - 19.04.2009
çünkü insan sadece mutlu olmadan önce mutludur.( j.j.rosseau)
ertuÄ?rul - 22.04.2009











