Şişenin dibindeki anlamsızlıklar
Bira şişeleri önce üç kere masaya çarptı, ardından birbirleriyle buluştular. Şişelerin sahipleri olabilecek en kaba biçimde içiyorlardı biralarını. Görünüşleri, yaşam biçimleri hatta davranışları da öyle pek kaba değildi genelde. Hatta kibar bile sayılabilirlerdi. Bu gece öylesine kabalaşmışlardı işte. Belki de hayatın yorgunluğunu basit davranışlarla üzerlerinden atmaya çalışıyorlardı. Kaba olmak en kolayı değil midir ne de olsa.
Ve işte orada, iki camdan şişeyi demirden yapılmışlarcasına tokuştururken “şerefe” içmek bile öylesine zor geliyordu ki, içlerinden biri “Horarey!” diye bağırmakla yetindi. Horarey? Anlamsızlıkların ötesinde; sesli ve sessiz harflerin rasgele yan yana gelmesiyle oluşmuş gibi… Oysa bu acınası “ses birliği” (kelime tanımına dahi uymuyor çünkü) onların hislerini anlatmaya yetiyordu. Hayatlarına rasgele giren insanları ve anlamsızca çıkanları, yaşamlarının misyonsuzluğunu, genç bedenlerine düşmüş yorgun ruhlarını… Bir de tabi ne kadar saçma ve komik olduklarını... Dışarıdan duyanlar veyahut görenler (Horarey! diyerek bira içmeleri için de, yaşamları için de geçerliydi bu) yalnızca gülüp gereksiz görürdü. Belki de gereksiz bile göremeyecek kadar az kafa yorarlardı üzerlerine.
Şeref ya da uğruna içilecek bir şey kalmamış mıydı da, anlamsızlıkların içinde boğulmuşlardı böylesine? Viking çakması söylemleri, özellikle en anlamsız, basit ve kaba olanları seçerek, onlara içmek ne zamandan beri vakit harcanılacak bir şey olmuştu? Aslında uğruna içilecek çok şey vardı ama belki de o kadar çok, o kadar anlamlı ve o kadar eş değerliydiler ki içlerinden birini seçmek yerine basit ve gülünç görünmek daha kolay geliyordu. Horarey!
İki arkadaş eski günlerini hatırladılar. Daha kalabalık oldukları günlerde bir araya geldikleri ve sık sık içki şişelerini, bardaklarını tokuşturdukları günler. Sağlığa! Dostluğa! Aşka! Dönemin başlamasına! Dönemin bitmesine! Eski sevgiliye! C almaya! İşe girmeye! Reddedilmeye! Dürüstlüğe! Daha nicelerine ve tabi ki de Şerefe!
Şimdiyse birini esir alan sessizlik ve diğerinin ağzından istemsizce çıkmışçasına garip bir ses kümesi, Horarey!
Melankoliyi neden bu kadar severiz? Motivasyon aracı mıdır melankoli bizim için?
İnsanlardan, olaylardan, yaşamın kendisinden, değerlerden ve hatta kelimelerden bile kaçan biri için nasıl bir motivasyon olabilir ki? Melankolinin kendisi ulaşmaya çalıştığı nokta değil midir zaten böyle bir durumda?
Sessizliğin tutsağı olmuş olan, nihayet esaretinden kurtuldu; “Neden dibe vururuz?” Dakikalar hatta belki de saatlerden sonra söylediği ilk sözlerdi bunlar. Bunca zamandır bu sorunun cevabını mı düşünüyordu zihninin derinlerinde? Anlamsız kelimelerin (o nasıl oluyorsa artık) sahibi onun konuştuğunu fark edince şaşırmıştı. Ani bir hareketle başını kaldırdı ve konuşan arkadaşına baktı ama o; sanki az önce sorulan sorunun kendisiyle hiçbir alakası yokmuş gibi yeniden sessizleşmiş ve önünde duran yarım şişeyi çevirmeye başlamıştı. Neden dibe vururuz?
“Uğruna içecek bir şeyimiz olmadığı için” demek istedi ama yine anlamsız olacağını biliyordu. Anlamsız mıydı gerçekten? Belki de “neyin uğruna içeceğimize karar veremediğimiz için” dibe vuruyoruzdur. Hangi dondurmayı yiyeceğine karar vermeye çalışırken eriyip giden dondurmalar gibidir belki de bizim için değerli olan her şey. Ya da belki de olmasını istediklerimiz bazen rast gelmiyordur. Her zaman çok karmaşık nedenleri yoktur ne de olsa dibe vurmanın. Tıpkı harflerin; öylesine, yan yana dizilmesi gibi anlamsızca ve acımasızca diziliyordur olaylar.İşte o zaman dibe vurmaktan daha iyi bir seçenek bir çoğumuz için yoktur.
Anlamsız kelimelerin sahibi ve sessizliğin tutsağı olan, artık sayamadıkları son şişeleri de bitirdikten sonra hesabı ödeyip kalktılar. Her şeyi kaybettiklerini sandıkları anlardan biriydi o işte. Birbirlerinin karamsarlıklarının içine gömülmüşlerdi. Yalnızca karamsarlıkları değildi tabi onları gömen, biraz da alkolün etkisiydi.
Birbirlerinin ayakta durmasına yardımcı olarak boş ve soğuk sokakta yürürken, küçük bir ayrıntıyı gözden kaçırıyorlardı oysa. Kaybedilebilecek daha fazlası hep vardır. Horarey!











