GAZETEODTÜLÜ'den
ODTÜ Soluyla Gazi'dekiler Bir mi?
Onur Görünmez
İktisat
Köşe Yazarları
Diyalektik Neyi Emrediyorsa O Olacaktır
Can Beysanoğlu
Siyaset Bilimi
Ne Mutlu Türkiyeliyim Diyene(!)
Semih Gökatalay
İktisat
Volkan Özüm’e Açık Mektup
Volkan Ertit
Avrupa Çalışmaları
Liberalizm İğrenç Bir Sözcüktür
Onur Kılıç
Havacılık Müh.
Obama'ya Türkçe soru soran Türk kızı
Fırat Konuşlu
Siyaset Bilimi
Volkan Ertit'e Açık Mektup
Volkan Özüm
Felsefe
Sinema-ODTÜ
Howard Hawks
Yiğitalp Ertem
Bilgisayar Müh.
3'lü Amfi
KESİNLİKLE, BELKİ (17-24 NİSAN)
Sevim Kartal
İşletme
Fuaye-ODTÜ
Ödenmeyecek! Ödemiyoruz!
M. Emin Boyacıoğlu
Sosyoloji
Kontrbas – Ankara Devlet Tiyatrosu
Deniz Aksoy
Felsefe '08
Sahaf-ODTÜ
Oğlunuz Er Yorgos Savaşırken Öldü

M. Emin Boyacıoğlu
Sosyoloji

Stüdyo-ODTÜ
Portecho Elitizmi
İdil Hafızoğlu
Felsefe
ODTÜZOF
Kardeşlerim, Habil ve Kabil
Ogün Tuzcuoğlu
Mimarlık
Bölümlerimiz
Bilgisayar Mühendisliği
Caner ÇAKMAK
Bilgisayar Müh.
Topluluklarımız
ODTÜ Orienteering ve Navigasyon Takımı
Mehmet Ünal
İnşaat Müh.
ODTÜ'de Bu Hafta
Nisan Ayı Menüsü
Azazil

                                           “Azazil”

 

fuaye_odtu_deniz_aksoyYağmur dinmek üzereydi. İki gün iki gece boyunca ahşap damı döven ıslak uğultunun ardından sabah ezanıyla gelen ani sessizlik yaşlı bedenini biraz afallatmıştı. Sönmeye yüz tutmuş kor parçalarının ılık loşluğunda yatan kedi tek gözünü açıp kendisine bakmasaydı rüya görmekte olduğuna yemin edebilirdi. Ama işte, kedi oradaydı. Bir süre önce incir ağacından düşerek, köye hareketlilik getiren rahmetli karısının yıllarca yaptığı gibi, tek gözünü aralayıp kendisine huysuz bir bakış atmış, sonra da götünü dönmüştü.

Yorganını yavaşça araladı. Gerindi. Kırışık, kara kuru parmakları ve neredeyse bir iskeleti andıran bacakları sızlıyordu. Ocaklığa birkaç tane odun attı. Ayağa kalktı. Yeniden canlanan ateşin çıtırtısı, odanın taş duvarlarında karanlık figürler yaparak dans etmeye başlamıştı bile. Soğuktan nefret ederdi. Torosların nemli soğuğu insanın kemiklerine işlerdi. Giyin giyinebildiğin kadar; nafile. Yatağını katlayıp, odanın bir duvarını boydan boya kaplayan yüklüğe kaldırdıktan sonra, şalvarını ayağına geçirdi. Sıradan bir gün... Kapıyı açtı. İki katlı taş evin tünemekte olduğu yamacın iki yanında zeytin, sandal ve mersin ağaçlarıyla kaplı tepeler göz alabildiğince uzanıyordu. Parlak, yeşil tepeler. Hafif bir rüzgâr, ağaçları bir hoş dalgalandırıyor, yeşilin farklı tonları ahenk içinde göz kırpıyordu. Tekrar gerindi. Derin bir nefes aldı. Sabahın serin tazeliği ciğerlerine doldu. Islak toprakla karışık sandal ağacı kokusu baş döndürücüydü. Sol tarafta köyü ikiye ayıran sığlıkta bembeyaz su parlak taşlara çarparak gürültüyle köpürüyor, sandal ağaçlarının arasından aniden fırlayan arı kuşlarının ıslıklarını bastırıyordu.

 

Abdestini alıp namazını kıldıktan sonra alt kattaki ahıra indi. Her sabah yaptığı gibi ineğini su içmesi için dere kenarına götürecek, oradan da gözünden çok sevdiği zeytinliğini yoklamaya gidecekti. Köydeki çocukların en büyük eğlencesi zeytin ağaçlarına ağan üzüm teveklerini yağmalamaktı. İşte buna dayanamıyordu. Yıllar önce Mina’da taş yağmuruna tuttuğu şeytandan bin kat daha fazla nefret ederdi bu veletlerden. Güzelim üzümlerini çaldıkları yetmiyormuş gibi, en tepedeki salkımlara ulaşabilmek için tırmandıkları zeytin dallarını da mundar ediyorlardı. 

 


İnsana baygınlık veren sıcak ve kekremsi kokular eşliğinde ahıra girdiğinde ineğin hisli, kocaman gözlerle kendisine baktığını gördü. Bu inek nedense onu pek duygulandırırdı. “Rahmetliye benziyor” derdi kendi kendine. Geride bıraktığı 72 sene içerisinde hayatına giren 13. Sarıkız’ la birlikte yamaçtan aşağıya doğru yürürken, Arabistan’dan getirdiği hacı takkesini başına geçiriyordu. Hac ziyareti sayesinde köyde büyük itibar kazanmıştı ve elindeki keçilerin tamamına mal olan bu itibarın tadını çıkarmadan olmazdı.

 

Dereye doğru yılan gibi kıvrılan patikadan ilerlediler. Yol boyunca her ağaçtan bir şeyler koparıyor, kahvaltısını adım adım tamamlıyordu. Allah’ın lütfu işte. Delikanlılığında peşinden az koşmadığı zilli Zahide’nin evinin önünden geçerken yaşlı omuzlarını dikleştirdi. Yüzüne yerleştirdiği mümin ve vakur ifadeyle hala yaşıtlarının yüreğini oynatırdı. “Ah beni bir de şeytan taşlarken görselerdi” diye düşündü. O itaatsize haddini bildirirken çakmak çakmak gözleriyle ne kadar da haşindi. Gerçi Zahide zilleri ortadan kaldıralı çok olmuştu. Kendisi gibi dul olan üç kız kardeşiyle birlikte yaşıyordu. Çok önemli bir işleri olmadıkça gün boyu çardaklarında otururlardı. Çukur çukur olmuş gözleri ve neredeyse saydamlaşmış yüzleriyle yan yana dizilmiş korkuluklara benziyorlardı. Tövbe yarabbi! Gün boyu kabirden, ölümden bahsetmekten akbabalara dönmüş bu kadınlar gene de köydeki tek akranları sayılırdı.

Çardağa göz ucuyla bakarak yavaşladı. “Selamün aleyküm bacılar”.
Sekiz adet kara çukur bir anda kendisine yöneldi. “Aleyküm selam hacı efendi”.

İnek homurdanınca hızını arttırdı.

Dere kenarında vardığında hava aydınlanmıştı. Buz gibi sudan birkaç yudum aldı. Yan yana atılmış iki kütükten oluşan köprüyü geçti. Kendisini şu dünyada yapayalnız bırakan incir ağacının dibine çövdürdü. Hayvanı kendi halinde bırakarak yola koyuldu. “Nasılsa evin yolunu biliyor haspa.”

Zeytinliğe giden patika, rüzgârla usul usul dalgalanan ekinliklerin arasında uzanıyor, bir sigara içimlik mesafeden sonra sert bir şekilde sağa kıvrılıyordu. Yolun bu kısmından sonra sol tarafta ufka doğru uzanan yeşil tepelerin arasından Akdeniz hayal meyal seçiliyordu.

Sahili sevmezdi. “Günahkârlar” diye geçirdi içinden. “Deniz kenarı cehennemliklerle doludur”. Yazın bir-iki kez kasabaya yolu düşer, bu zamanlarda da deniz kıyısında edep yerlerine tutturulmuş renkli bezlerle kadınlı erkekli tepişenleri gördükçe siniri tepesine çıkardı. Hele hele köyün yeni yetmelerini gâvur kızlarıyla oynaşırken görmeye hiç dayanamazdı. Bir gün Selahattin’in Musa bu yarı çıplaklardan birini köye getirdiydi de… Vatandaşı Katrin Krabbe Japonya’da 100 metre yarışında şampiyonluğa koşarken, aynı anda Freiburg Üniversitesi Kimya Bölümü öğrencisi Ulrike Ensslinn bu küçük Akdeniz köyünde aynı dalda yeni bir rekora imza atıyordu. Tabii ellerinde kızılcık sopalarıyla peşinde koşturan Zilli Zahide ve kız kardeşleriyle.

Yol boyunca arada bir duyulan köpek havlamaları dışında bozulmayan sessizlik zeytinliği de esir almıştı. Veled-i zina ordusu, barbarlığa bugün ara vermişti demek. Zeytin ağaçlarını ve üzüm teveklerini tek tek kontrol ettikten sonra sigarasını sarmaya koyuldu. Acı Urfa tütünü eskisi gibi kolay bulunmuyordu. Son nefesini çekip elinde kalan kağıt parçasını nemli toprağa bastırdı.  Sonra en sulularından bir salkım üzüm kopardı. Kendini iyiden iyiye hissettirmeye başlayan güneşin altında parlayan mor tanelere hayranlıkla baktı. “Hey maşallah!” . “Taa buradan İzmir’e kadar daha iyisini yetiştirebilen beri gelsin.”

Uzunca bir süre seyrettiği taneleri mideye yuvarlamaya hazırlanıyordu ki bir an durdu… Belinden ensesine doğru yükselen bir ürperti hissetti. Sanki bir avuç ağı böceği ağır ve soğuk adımlarla sırtında dolaşıyor, sonra ensesinde toplanıp tekrar geri iniyorlardı. Biri ona bakıyormuş gibi. Yavaşça arkasını döndü. Bir taraftan ensesini kaşırken diğer taraftan göz ucuyla ağaçların ardını kolaçan ediyordu. Tamamen yalnız olduğuna emindi, tek bir çıtırtı bile duymamıştı. Ama böcekler bu sefer de sağ kolundan gerdanına doğru tırmanıyorlardı. Terlemeye başladı. Evet. Orada olduğundan emindi. Tam sağında kesinlikle biri vardı. Sağ tarafında her zaman biri olabilirdi. Zahide, Sarıkız, Selahattin… “Bu kadar huysuzlanmanın ne âlemi var ki?”  “Kesin üzümleri yağmalamaya gelen veletlerden biridir”.

Sağına dönmesiyle çığlığı basması bir oldu. Tam önünde, neredeyse bacaklarına bitişik halde bir velet duruyordu. Bir an dengesini kaybeder gibi oldu ve can havliyle çocuğa okkalı bir tokat aşketti. Aldığı darbeyle yere kapaklanan çocuk bir süre hareketsiz kaldı. Sonra yavaşça doğrulmaya başladı. 5-6 altı yaşlarında bir oğlan. Yüzü kanlar içindeydi. Bayılıncaya kadar odunla dövülmüş gibi, kafası çürüklerle doluydu. Yaralarından alnına oradan da aşağıya doğru süzülen kan, yanaklarını kaplıyor, yumru yumru olmuş yüz hatları zar zor seçiliyordu. “Yavrım bu ne hal!”
“…………………..”
“Baban mı dövdü seni?”
Ses yok. Mendiliyle çocuğun yüzünü sildi. 
“Kimin oğlusun bakaaan sen?”
Pıhtılaşmış kanla örtülü dudaklar hafifçe aralandı.
“Babam….” “Kovdu beni” “Çocuklar da canımı yakıyorlar.” 
“Vah vaaah! Garibanın korkudan ödü sıtmış zaar”. “Yaralarına böcü girmeden yumak lazım bebeyi.”
Oğlanı kucakladığı gibi evin yolunu tuttu. Bir taraftan da çocuğu daha önce bir yerde görüp görmediğini düşünüyor; bir türlü karara varamıyordu.

Zeytinlikten eve gelinceye kadar acele edeceğim diye akla karayı seçmişti ya eve girerken içerden deli gibi fırlayan kedi, az daha ikisinin de ölümüne neden olacaktı.  

“Mundar hayvan!”

Oğlanı ocaklığın önüne oturttu. Bir bez ıslatıp çocuğun yaralarını temizlemeye başladı.   

“Zavallının her yanı eziklerle dolmuş.”
Küçük yeşil gözler ağır ağır yanan odun parçalarına bakıyordu.
“Demek hep dövüyorlar seni piç kuruları.” “Benim de zeytinliği talan ediyorlar.”
Çocuk, küçük ellerini ateşe doğru uzattı. “Çok canımı yakıyorlar.”  

Kanların silinmesi bitince ortaya yuvarlak, solgun bir yüz ortaya çıktı. Oğlanın keyfi yerine gelmiş gibiydi. Ocaklıktaki korlar parladıkça ateşe yaklaşıyor; ısındıkça tatlı tatlı gülümsüyordu.
“Çok üşümüş zaar.” Dikkatli gözlerle çocuğu süzdü. “Bu oğlanı bir yerden hatırlıyorum ama.” “Karnın da açtır he mi senin? Bekle biraz yavrım, hemen dönerim”.  
Hacı, biraz yiyecek getirmek için dışarı çıktı. Peynir kalıplarını ahırın yanında kil çömleklerde saklardı. Tahta merdivenlerden yavaş yavaş inmeye başladı. Yaşına göre epey heyecan yaşamıştı bugün.  

“Peynir çıkarmadan, kuyudan biraz su çekeyim” diye düşündü. Başını hafifçe kaldırdı. Gözleri tam karşıdaki kuyuya kilitlenmişti. Merdivenin ortasında durdu… Bacakları kaskatı kesildi. Böcekler…  Bu sefer her biri birer anı parçası olmuş, beynine hücum ediyorlardı. Zeytinliktekine benzer bir ürperti şimdi bütün vücudunu sarmıştı. Artık hatırlıyordu. Göz bebekleri küçülmüş, yüzünün kırış kırış derisi dehşetten davul gibi gerilmişti. Taşları nemli kuyuya korkuyla bakıyordu. Dudakları seğirmeye başladı. Burnundan aşağı damla damla ter süzülüyordu. Hala elinde tutmakta olduğu ıslak bez parmaklarının arasından kaydı.  

Dokuz sene evvel köy ahalisi tarafından Hacca uğurlandığı gün geldi aklına. Kendisine gururlu gözlerle bakan kalabalığın arkasında parlayan iki yeşil gözü hatırladı. Pırıl pırıl şavkıyan iki küçük zümrüt... O mübarek Cuma günü herkesten ayrı kuyunun kenarında oturup, tehditkâr bakışlarıyla sinirini bozan çocuğun gözleri. İçerde, ateşin başında gülümseyen çocuğunkiler gibi. Dokuz sene evvel!

Neredeyse bütün gücünü harcayarak arkasını döndü. Midesi kasılmaya başlamıştı. Ömrünün neredeyse tamamını geçirdiği ev sanki üstüne yıkılacakmış gibi eğilip bükülüyor, başı fırıldak gibi dönüyordu. Titrek adımlarla güç bela merdivenleri çıktı. Kapıya uzandı. Kapıyı itti… Gıcırdayarak açılan kapıyla birlikte yakıcı bir rüzgâr suratını yaladı.

“Lâ havle velâ kuvv…”  

Gerisini getiremedi. Dilini ve diğer kaslarını kontrol edemiyordu.  

Kutsal topraklara doğru yola çıktığı gün nefretle kendisine bakan velet şimdi ocaklıktaki ateşin içinde duruyordu. Kafasındaki yaralardan fışkıran alevler ateşi besliyor; çocuk, kucağını dolduran onlarca taş parçasına sarılmış vaziyette korların üzerinde oturuyordu.  Sol eline irice bir taş parçası aldı. Hacı’ya baktı. Gülümsedi. 

“Çok canımı yaktılar. Ama şimdi iyiyim. Ateşin yanında olmayı seviyorum.” 

 

Deniz Aksoy
Felsefe
denizaksoy@gazeteodtulu.com
00:37 17-04-2009


Görüntülenme: 1049 | Tüm haber ve yazılarınız için merkez@gazeteodtulu.com

Satanist misiniz?

Yıldırım Mayruk - 17.04.2009

'gözünden çok sevdiÄ?i'
gözden geçirilmesi gerektiÄ?ini düÅ?ünüyorum.
tebrikler.

busem - 17.04.2009

anti-beÅ?inci boyut ya da anti-sırlar kapısı adı altında, bu yazının senaryo olarak alınıp filminin çekilmesi taraftarıyım...

- 18.04.2009

Manşet Haberleri
ODTÜ Futbol Turnuvası'nda Utandıran Olaylar
Her yıl geleneksel olarak düzenlenen ODTÜ uluslararası futbol turnuvasında dün(20 Nisan) yaşanan olaylar, turnuvaya gölge düşürdü. Dün akşam 19.00’da
11:56 21-04-2009
METUCON 13. Bilim Kurgu ve Fantazi Şenliği
       ODTÜ Bilim Kurgu ve Fantazi TopluluğuTopluluğu’nun her yıl düzenlediği METUCON’un 13.’sü METUCON “Korku” bu yı
12.58 19-04-2009
İdil Biret Konseri Öncesi GERGİN Saatler
       ODTÜ Sanat Festivali kapsamında, ODTÜ Kültür ve Kongre Merkezi’nde yapılacak olan İdil Biret Konseri öncesinde, İdil Biret adı
19.15 18-04-2009
ÇYDD'ye Üç Günde 620 ODTÜ'lü Bağış Yaptı!
         ODTÜ Çalışanları adına ODTÜ Kimya Mühendisliği öğretim üyesi Prof. Dr. Canan Özgen’in KKM önün
21.06 17-04-2009
Bahar Şenliği Programı Şekilleniyor
Bu yıl 23.sü düzenlenecek olan ODTÜ Uluslararası Bahar Şenliği’nin uzun süredir beklenen programı yavaş yavaş şekillenmeye başladı. 6-9 Mayıs tarihleri arasında düze
22:53 16-04-2009
Türkiye'nin En Önemli Sorunu Sizce Ne?
     GazeteODTÜLÜ’nün ODTÜ’lülerin Türkiye’deki en önemli sorunun ne olduğunu düşündüklerini öğrenmek
00.43 16-04-2009
ODTÜ Senatosu: Kaygılıyız!
ODTÜ Senatosu, Ergenekon soruşturması çevresinde, rektörlerin, akademisyenlerin ve kimi sivil toplum öncülerinin gözaltına alınmasından derin kaygı duyduğunu a&cced
00.20 16-04-2009
"Baskı Duvarı" İnşa Edildi!
         ODTÜ Öğrenci Topluluklarının, ortaklaşa düzenlediği “ODTÜ Özgürlük Günleri” bugün saat 13.
07.50 14-04-2009
ODTÜ Özgürlük Günleri Başlıyor
 ODTÜ Öğrenci Topluluklarının, ortaklaşa düzenlediği “ODTÜ Özgürlük Günleri” yarın saat 13.30’da Kültür İşleri Müd&uum
00:25 13-04-2009
Mimarlık Fakültesi'nde Mutlu Son
ODTÜ Mimarlık Fakültesi’ne yarıyıl tatilinde güvenlik kameraları yerleştirilmesi nedeniyle düzenlenen protestoların ardından mutlu sona ulaşıldı. 10 Nisan 2009 Perşembe g
22:51 11-04-2009
Arkadaş Kitabevi’nin Yerine Öykücü Kitabevi Geldi
Geçtiğimiz dönem zarar ettiği için kapanan Arkadaş Kitabevi’nin olduğu yerde bu kez Öykücü Kitabevi açılıyor. Kapanan Arkadaş Kitabevi’nin işle
18:45 10-04-2009
Üniversiteler Bölünüyor!
YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, bazı üniversiteleri, “çok büyüdükleri ve idareleri zorlaştığı için yeniden yapılandıracaklarını” bil
15:43 08-04-2009
Diğer Başlıklar
Röportaj ODTÜ
Konuk Yazar
Sırada AB Sendika Reformu Var
Murat Yetkin
Radikal
Anket
Bu seneki bahar şenliğinde ne tarz müzik yapan grupları / sanatçıları görmek istersiniz?R&B / Hip hop Rock Pop Etnik Elektronik Jazz Metal Özgün Diğer
Dernek ODTÜ
Gün ola, devran döne: Cahit ARF

Gürel Tüzün
Eski ODTÜ Öğretim Üyesi

Edebiyat Lobisi
On Beş Renkli Bir Resim
Ceren Korkmaz
İngilizce Öğretmenliği
Azazil
Deniz Aksoy
Felsefe
Sükût-u Bahar

Canan Saka
İng. Öğrt.

Şişenin dibindeki anlamsızlıklar
Dicle Güntaş
İşletme (SUNY)
Ankara'da deniz yok
Mevlüt Uğurlu
Sosyoloji
Yüksek Ökçeler
İnci Ayhan
Psikoloji& Biyoloji
Hayatın içinden tanıdık bir gün
İpek Şenyarar
İşletme (KKK)
ODTÜ'lüye Tüyolar
Çimen Adabı
İdil Hafızoğlu
Felsefe
Fanatik ODTÜ'lü
Sarı Kasklı Adam: Ayrton Senna - 1
Burak Davran
E.-Elektronik Müh.
Mazide "ODTÜ" Kaldı
Misafirlerimiz
ODTÜ'lü Serüvenciler
Benim Matisse'im!
İdil Hafızoğlu
Felsefe
Çizim Masası
Çizgiden Hayaller...
Ezgi Karaaslan Endustri Muh.