
On Beş Renkli Bir Resim
Her erkeğin rüyalarını süslüyorsun. Çok güzel, alımlı bir kadınsın. Rüzgârında yasemin kokulu parfümün savruluyor, beline kadar gelen sarı saçların uçuşuyor, turuncular giymişsin, gülümsüyorsun. Masmavi gözlerin, yanağındaki gamzene sarılıyor. Güneş, beyaz tenine el sallıyor. Rüzgâr nazikçe eteklerine dokunuyor.
Gülüşün herkese tazelik veriyor.
Çok mutlusun bugün.
Saçların darmadağınık. Acemice sürdüğün boyaların akmış gözlerinden. Ağlarken rimelin yapışmış kirpiklerine, dağılmış sonra sen elinin tersiyle gözlerini silerken. Ellerin boya olmuş, yıkamıyorsun. Gri renkli penye eşofman altının üzerinde mor bir tişört var. Dün geceden beri aynı şeyi giyiyorsun muhtemelen. Üşüyorsun. Uzun, dizlerine kadar gelen, siyah ve ince bir hırka giyiyorsun. Daha sıkı sarılıyorsun hırkana. Mutfağın kenarına büzülüp oturmuşsun. Telefonun kablosunu çekmişsin. Hava kapalı, gri bulutlar gökyüzünü örtmüş. Evin içi çok karanlık ama ışıkları yakmıyorsun. Ayakların çıplak. Kendini hırpalıyorsun içten içe. Mutsuzsun. Bir şeylere çok üzülüyorsun bugün.
Gözünün ucuyla bile baksan, her erkeğin seni arzulamasına sebep oluyorsun. Kırmızılar içindesin bu gece. İnce parmaklarının ucundan sivrilen uzun tırnaklarını kırmızıya boyamışsın elbisene uysun diye. Derin yırtmaçlı bir abiye var üzerinde, boynunda küçük elmaslarla işlenmiş çok şık bir kolye. Saçlarına çok özenmişsin, belli. Sen yürüdükçe seni peşin sıra takip eden sarışın koruyucuların... Gözlerin bir değişik bakıyor, avını arayan bir kaplan gibisin. Herkesi hayran bırakıyorsun kendine. Kadınlar sana imrenerek ve açıkça kıskanarak bakıyor. Sevgililerin kavgasına sen sebep oluyorsun bu gece. Kendinden emin yürüyorsun ince topuklarının üzerinde. Nereye gittiğini biliyor; ama kimseye söylemiyorsun. Yüzünde hafif sinsi ama bir o kadar da şehvetli bir gülümseme ve ateşler saçan bakışlar gözlerinde. Arzuluyorsun, arzulanıyorsun bugün.
Pembeler giyip fırlamışsın dışarı. Küçük bir kız çocuğu gibisin. Köşedeki simitçi çocuktan aldığın simidi martılara atıyorsun. Kahkahalar atıyorsun. Koşturup duruyorsun. Şarkılar söylüyorsun. Hızını alamayıp önünden geçtiğin dondurmacıdan kâğıt helva alıyorsun. Bir tane daha alıyorsun yanından geçen küçük çocuğu görünce. Çocuk ağladı ağlayacak… Ona veriyorsun kâğıt helvayı. Çocuğun kocaman mavi gözlerindeki puslu hava kalkıyor. Sisler dağılıyor ve bir ışık görüyorsun. Opak gözler saydamlaşıyor ve kendi yansımanı görebiliyorsun. Bu küçük oğlandan kocaman bir gülümseme ve öpücük alıyorsun. Dünyalar senin oluyor. Bir lunaparka gidip atlıkarıncaya biniyorsunuz kendinizden geçercesine gülerken. Bir elma kurdu oluyorsunuz, bir dönme dolap... Korku tüneli aklınızın ucundan bile geçmiyor. Böyle bir güne yakışmayacağını biliyorsun. Balerine akıl danışmaya gidiyorsun sonra. Bir göz kırpmana bakıyor dünyanın eteklerinde dönmesi.
Çocuk oluyorsun bugün.
Bir Konstantine oluyorsun, bir Fatih… Bir Pierre Loti oluyorsun, bir Hezarfen... Değişip duruyor yüzün. Yakından bakınca kırışıklıkların belli oluyor. Bir ninenin torununa anlattığı masallar gibi masal anlatıyorsun bana, bize, hepimize... Biraz kanlı; ama hiç korkmadan, sıkılmadan dinliyorlar anlattıklarını. Yoldan geçerken hiç dikkat etmedikleri Galata'nın ne olduğunu, Kız Kulesi'nin önünde çay içmek için yapılmadığını anlatıyorsun onlara. Biraz da yüzleri kızararak dinliyorlar seni. Hürrem'in aşkını anlatırken gülüşmeler oluyor. İstibdat'ı anlatırken sen çıt çıkmıyor. Daha anlatacağın o kadar çok masal var ki... Gerçek hayattan yalan masallar... Çocuğunu bütün çirkinliklerden korumak isteyen, ona küçüklüğünü tozpembe yaşatan şefkatli bir anne oluyorsun. Krem rengi oluyorsun.
Ya da bir fincan sütlü kahve...
Kızdığında yanına yaklaşılmıyor. Tüm zehrini salıyorsun. Her köşe başında bir fahişe, sokak aralarında mal tacirleri biriktiriyorsun. İntikam için huzur kaçırıyorsun. Bencilsin. Ağzın bozuk. Gemiler batırıyorsun. Kavga çıkarıyorsun durduk yere. İnsanları birbirine düşürüyorsun sonra. Simsiyah oluyorsun elindeki dikenli güller gibi. Kim demiş 'savaşta her şey mubah' diye? Eğer böyleyse, karşına alacaklarından kaygılanıyorsun. Korkuyorsun bal gibi. Ama nefret kusuyorsun. Aldatılmış her kadının yaptığını yapıyorsun sen de. Acı çekerken görmek istiyorsun sevdiğini. Ayaklarına kapanıp yalvarsın, af dilesin istiyorsun.
İntikam dolusun bugün.
Hava gri olsa da soğuk rüzgârlar esmiyor bugün. Aksine yumuşacık dışarısı… Pencereden bakınca hiçliğe dökülen incileri görüyorsun. Boğazlı kazağının üzerine kalın kabanını giyiyorsun heyecanla. Eldiveninle bereni de unutmuyorsun. Koşarak sokağa çıkıyorsun ve kendini derin beyazlığa bırakıyorsun. Ellerin morarıncaya kadar kalıyorsun orada. Burnunun kızarmasına da aldırmıyorsun. Yorgunsun ama umutlusun.
Biliyorsun akşamüstü güneş açacağını.
Umutlusun bugün.
Kumsalda çıplak ayak koşuyorsun. Üzerinde bembeyaz bir elbise... Saçların dalgalı bugün. Gülüyorsun yine. Gelin gibisin. Saçındaki taç papatyadan değil beyaz güllerden yapılma... Ama sen yine de yasemin kokuyorsun. Yine tuzlu hava karışıyor tenine. Rüzgâr saçlarını okşuyor. Akşamüstü olmuş. Dalgaların sesi kahkahalarına karışıyor. Masmavi fonun önünde beyazlar içinde sen... Kartpostallardan fırlamış gibisin. Masumiyetin kelime anlamı sensin. Masumsun bugün.
Bir sağa bir sola dönüyorsun yatağında. Patlayacaksın sıkıntıdan. Kalkıveriyorsun birden yerinden. Giyinip, süslenip dışarı çıkıyorsun. Keşfedeceğin bir sürü yer var bugün. Sokakları arşınlıyorsun saatlerce. Hiç yorulmuyorsun. Sana kapı, duvar yok. Yeni ve bilmediğin her şey açlığını daha da uyandırıyor. Bulmaca çözer gibisin. Parçaları birleştirdiğini görmek çok hoşuna gidiyor. Meraklısın bugün.
Kırmızı güller alıyorsun eline. Uzun, kırmızı pardösünle uyum içindeler. Sarı saçların omzundan dökülüyor. Mavi gözlerin bir sonbahar gününün hüznünü siliyor. Banklarda, sokaklarda, kapalı mekânlarda, her yerde âşıkları görüyorsun. Gülümsüyorsun onlara. Elindeki gülleri dağıtıyorsun. Bir tane çektikçe o buketin içinden, bir yenisi geliyor onun yerine. Hiç bitmiyor güllerin. Seviyorsun bu huyunu. Birbirine yaklaştırıyorsun daha da, içinde bir damlacık olsun sevgi olan insanları. Birer de mum yakıyorsun aralarına. Defne kokulu yapraklar döküyorsun başlarının üzerinden. Romantiksin bugün.
Zamandan bol bir şey yok sende. Her isteyeni dinliyorsun, kucak açıyorsun onlara. Saatlerce dinliyorsun. Kendi kalplerinin sesini dinlemelerini sağlıyorsun onlara yapabileceklerin bu kadar çünkü. Elinden gelse daha fazlasını yapardın. Sadece teselli etmen bile onlara yetiyor. Bir mavi bakışın içini ısıtıyor insanların. Ya da onlarla iki tek atman dünyalara bedel oluyor onlar için. Dert ortağısın bugün.
Tüm ışıkları yakıyorsun karanlık olduğunda. Oldukça davetkâr görünüyorsun. Vapur seslerinden melodiler yapıp martılara söyletiyorsun şarkını. Tüm insanları dışarı çağırıyorsun. Eğlenmek, eğlendirmek istiyorsun. Bazılarını deniz kıyısına götürüyor, bazılarını kolundan çekip salaş balıkçılara oturtuyorsun.
Herkesi bir şekilde mutlu etmeye çalışıyorsun sonuçta. Coşkulusun bugün.
Bazen boyundan büyük işlere kalkışıyorsun. Sana ne milletin derdinden? İstemiyorsan sana gelmelerini, söyleyeceksin. 'Hayır' demeyi bilmiyorsun. İyilerin yanında kötüleri de kayırıyorsun. İnsan seçmeyi bilmiyorsun. Katil oluyorsun bazen. Bazen de hayat kurtaran oluyorsun. Ama heyecanından trafik sıkışıyor. Zaman daralıyor ve yetişemiyorsun. Yüzün kızarıyor sonra utancından, ağlamaya başlıyorsun. Suçlusun bugün.
İnsanın kendini dinlemek için sana kaçası geliyor. İnsanları oyalamayı iyi biliyorsun. Alternatifler sunabiliyorsun birinin canı sıkıldığında. Orijinal kadınsın. Elinden tutup sıkılmışlardan birinin tramvay sesi dinlemeye götürüyorsun onu ya da deniz kenarında balık ekmek yemeye. Sır saklamayı da iyi biliyorsun hani. Huzurlusun bugün.
Bazen insanın kafası kaldırmıyor seninle olmayı. Çok gürültülüsün. Müziğin sesini kısamıyorsun bir türlü. Ayrıca çok sigara içiyorsun. İnsan boğulacak gibi oluyor senin yanında. Tıkanıp kalıyorsun özellikle akşam saatlerinde. Çileden çıkarıyorsun insanı. Sabretmek zorlaşıyor bazen gündüzken bile. Gözüne boya sürmeyi de bilmiyorsun ayrıca. Bak, yine gözünün o mavi irislerine kadar bulaştırmışsın.
Beceremeyince de ayağını yere vuruyorsun inatçı çocuklar gibi. Streslisin bugün.
Her şeye rağmen, sen sevilmeyecek kadın mısın be İstanbul?
açıkçası ben yazının bu kadar çabuk gönderilip yayınlanmasını bırak... bu kadar hoÅ? olmasını da (dahi anlamında) beklemiyordum... eferin kız
ama gel gelelim orospudur istanbul... sana anlık güzellikler yaÅ?atır ama bütününde seni deÄ?iÅ?tirmiÅ?tir deÄ?iÅ?en kendi deÄ?il...
Mahir Volkan VAROL - 20.04.2009
Yazınızı okumadım ama anladıÄ?ım kadarıyla İngilizce Ã?Ä?retmenliÄ?i Bölümü'nde okuyorsunuz.
Can Tatar - 21.04.2009
Ã?ok terbiyesiz buldum yorumunuzu Mahir Volkan VAROL. Parantez içerisinde dahi anlamında diye yazdıÄ?ınızı görünce kültürlü bir insan olduÄ?unuzu düÅ?ünmüÅ?tüm, yanılmıÅ?ım...
BaÅ?arılar dilerim.. Lütfen
Cevat MEKAN - 21.04.2009
Lobide son iki aydır doÄ?ru düzgün yazı okumadım. Biraz toparlanmazsa sanırım artık hiç okunmaycak bir bölüm olabilir.
ali kaya - 21.04.2009




















