Murat Yetkin Röportajı - 1
GazeteOdtülü: Geçtiğimiz günlerde başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın bir açıklaması oldu. Kendisi “Maaşını ödediğin köşe yazarına hâkim olacaksın” dedi. Bu açıklamayı nasıl yorumladınız?
Murat Yetkin: Bu tamamen medya üzerinde kontrolü sağlama girişimidir. Her iktidar bunu dener. Bunu şimdiye kadar Türkiye’de ve dünya üzerinde denememiş hiçbir iktidar yoktur. İktidara gelen her partinin rüyası medya üzerinde tam bir kontrol sağlamaktır. Ancak hiçbiri de bunu becerememiştir.
GO: Bugünkü manzarayı geçmiş dönemlerden negatif olarak ayırmak mümkün mü peki? Örneğin Ecevit dönemi yahut diğer koalisyon hükümetleriyle karşılaştırırsak…
MY: Koalisyon hükümetlerinin bunu yapma şansı daha zayıftır çünkü adı üstünde koalisyon hükümeti birinin yaptığını biri bozar. Tek parti hükümetleri bu açıdan daha istikrarlı giderler, kötü anlamda söylüyorum, çünkü bütün hükümet ona aittir.
GO: Peki Türkiye`de en ağır bask ı hangi dönemde oldu?
MY: Basın üzerine en büyük baskı askeri rejim dönemlerinde olmuştur. En ağır baskı o zaman olmuştur yani açık sansür, en küçük ters bir yazıda gazetenin kapatılması, uzun süreler herkesin yargılanması vs. Özetle en ağır baskılar askeri rejim dönemlerinde olmuştur. Tek partili rejimlerde de bu tür kontrol altına alma durumu olur ama onun gücü yasalarla sınırlıdır neticede. Ama askeri rejimlerde yasalar yerine askerler ne istiyorsa o geçerli olur.
GO: Yani bugünkü tabloyu normal karşılıyorsunuz?
MY: Türkiye ne simsiyah ne bembeyaz yaşıyor. Bu tür baskılarla her dönem bizlerin çeşitli şekillerde karşılaştığı oluyor. Her iktidar bunu yapmaya çalışıyor bunu yapmayan hiçbir iktidar yok: Ha tek parti iktidarı olduğu için tabi daha güçlü çıkıyor. Ama ne oluyor Başbakan “At” dedi diye, patron herhangi bir çaycıyı işten mi attı?
GO: Banu Avar ve Emin Çölaşan gibi örnekler var. Kendilerinin böyle bir süreçten geçtiğini belirtiyorlar. Dönemin sıradışı olduğuna dair belirtiler var.
MY: Sıradışı çünkü her iktidar artık iktidarının elinden gitmeye başladığı veya zayıflamaya başladığı dönemlerde bu baskının dozunu arttırır. Bu ilk defa olmuyor eğer onu sormak istiyorsan. Çok daha ağır baskıları geçmişte gördük. 28 şubat döneminde askerin baskısı ile çoğu meslektaşımız işlerinden atıldı. O zaman bu süreci Mehmet Ali Birand dahil çok esaslı gazeteciler yaşadı. İşlerini kaybettiler o dönemde. Bu dönemde henüz hükümet istedi diye işini kaybeden bizim bildiğimiz bir gazeteci yok.
GO: Pekâlâ, bugünlerde anayasa değişikliği gündemde. Hükümet de kendi istekleri doğrultusunda bazı değişiklikler yapmak istiyor. Bu noktada CHP’nin muhalefet stratejisini ve AKP ile diyalogunu doğru buluyor musunuz?
MY: CHP’nin stratejisi çok açık. Ben bu işi yaptırmam diyor. Sadece CHP değil MHP de ben bu işi yaptırmam diyor. Aslında sadece muhalefet partilerinin de değil toplumun geniş kesiminin algısı AK Parti’nin bu anayasa değişikliğini tamamen yargının üzerindeki kontrolü arttırmak amacıyla yaptığıdır. Bu amacı taşıdığıdır. Tıpkı daha önceki sorunuzda olduğu gibi medya üzerindeki kontrolünü arttırmak istiyorsa yargı üzerindeki kontrolü de arttırmak istiyordur. Ama öyle anlaşılıyor ki çok kolay bir şey olmayacak. Hatta olacağını da zannetmiyorum.
GO: Peki Cumhurbaşkanının tutumunu nasıl görüyorsunuz? Kucaklayıcı mı yoksa Cumhurbaşkanlığı yaptığının imajını mı vermeye çalışıyor sürekli görüşmeler yaparak?
MY: Şimdi daha çok ikincisi ağır basıyor. Çünkü bir şey yapmadığı zaman da biz hemen 500 kişi birden yazmaya başlıyoruz; 104. Madde var anayasada, Cumhurbaşkanına düşen görevler var, devletin kurumlarının uyum içinde çalışması vesairesi... Şimdi sen bunları yokmuş gibi varsayamazsın. Onu yapıyor ama bir yandan da Cumhurbaşkanı kendisiyle (özellikle son 1 senedir) hükümetle kendi icraatları arasına bir mesafe koymaya çalışıyor, bunu da göstermeye çalışıyor.
Örneğin bakıyoruz son defasında muhalefet partileri Cumhurbaşkanı`nın görüşme çağrısına hemen karşılık verdiler. Açıkçası görüşme çağırısını hemen kabul etmeleri sürpriz oldu. Çünkü Deniz Baykal daha bir kaç hafta öncesine kadar Cumhurbaşkanı ile artık hiç bir şekilde muhatap olmayacaklarını çünkü kendisinin bir parti yetkilisi gibi davrandığını söylüyordu. Aynısını Bahçeli de söylüyordu. Şimdi birden dün ne olduysa ikisi birden 15 dakika içinde geliyoruz diye cevap vermişler. Demek ki bir şey değişiyor. Baykal en son Cumhurbaşkanı ile görüşmeden çıkınca veryansın etmişti. Hiçbir işe yaramıyor boşuna geldik zaman kaybı bilmem ne diye... Oysa dün bir açıklama yaptı çok yararlı bir görüşme oldu diye. Ne oldu bilmiyoruz tabi de hani bir şey değişiyor demek ki, yani koşullar değişiyor ki demeçler değişiyor.
GO: Peki neden bu kadar keskin bir dönüş yaptı Deniz Baykal? Bunun hakkında bir bilginiz var mı?
MY: Bilgim yok. İçeri 1 saat konuşmaya girdiler nerdeyse 2 saat konuştular. Bir şey konuştular demek ki yani konuştuğu ortaya çıkmadan şimdi biz sadece internet sayfalarında yazan bir sürü geveze gibi akıl yürütürüz, belli olmadan konuşamayız.
GO: Deniz Baykal konusunda şöyle bir nokta da var. Ne zaman Ak Parti’ye karşı hafif yahut şiddetli bir rüzgâr esse: ‘Seni Tekel işçileri götürecek’ yahut ‘Referandum AKP kalsın mı gitsin mi oylaması olacak’ diyor. Buradan şunu çıkarabilir miyiz: CHP iktidar olma şansını tamamen kendi dışındaki etkenlere bağlamış durumda.
MY: Ben CHP’nin bir iktidar perspektifi içerisinde olduğunu düşünmüyorum.
GO: Yani size göre de muhalefette kalmaktan memnun olan bir parti.
MY: Yani ortada gerçekçilik var hani muhtemel bir koalisyon hükümeti dışında CHP’nin hükümette olacağı gibi Türkiye tablosu yok.
GO: Türkiye tablosundan mı yoksa parti politikalarından mı?
MY: Sadece parti politikasından değil Türkiye tablosundan da. Şimdi sosyolojik açıdan baktığınızda Türkiye, 40’lardan bu yana her 10 seneden beri yeni bir göç dalgasıyla kırlardan şehirlere kırsal alışkanlıklarını eğitim düzeylerini vs şehirlere taşımış ve buna göre de siyasetini şekillendirmiş bir ülke. Bence GazeteOdtülü olarak bir de Sencer Ayatay’a gidin. Sosyoloji bölüm başkanınıza... Hani çok güzel tezleri vardır. Mesela bu konuda diyor ki; Artık göç edecek kimse kalmadığı için kırlardan artık geriye dönüş başlayacaktır, dolayısıyla siyasetin muhafazakârlaşması da sona ermiştir. Şu ana kadar gördüğümüz ve göreceğimiz en muhafazakâr iktidarı geride bıraktık, bırakıyoruz. Bunu kendisine sorun, kendi cümleleriyle anlatsın. Bu çok önemli bir tez. Çok dikkate alınması gereken bir tez dolayısıyla Türkiye’nin mevcut yapısından tek başına bir CHP iktidarının çıkacağının hiç bir koşulunu görmüyorum. Bir, Türkiye’nin oy tablosu nedeniyle bunu görmüyorum. İki, CHP’nin tutumu nedeniyle görmüyorum. Yani CHP solcu mu milliyetçi mi bilmiyoruz. Yani CHP Bülent Ecevit’in 70’lerde İnönü’yle kavga ederek, istifasını vererek çok ciddi mücadelelerden geçerek ortaya çıkan ortanın solu, demokratik sol, sosyal demokrat her ne diyorsanız, çizgisi 2007 seçimiyle beraber tarihe karıştı.
CHP bana kalırsa şimdi baya bir merkez sağ parti gibi davranıyor, milliyetçi bir parti gibi davranıyor. CHP tabanının bence ciddi bir kısmı kerhen CHP`ye oy veriyor. Yani sırf karşı tarafa vermemek için. CHP statükoyu savunan, askerin müdahalesini nerdeyse savunan, yargıçların dokunulmazlığını savunan bir parti konumunda. Yargının bağımsızlığını savunmakla yargıçların bağımsızlığını savunmak tamamen iki ayrı şeydir. Öteki yargıç devleti demektir, hukuk devleti demek değildir. Bir yanda böyle bir CHP var bu CHP kerhen oy alıyor. Sadece ortada bir laiklik duyarlılığı olduğu için bir kısım insanlardan oy alıyor. Yani bu milliyetçi mi solcu mu ne olduğu belli değil yapı, bence endişe verici bir yapı. Beni çok tedirgin eden bir yapıdır.
GO: Baykal`a bu eleştiri yöneltildiğinde, yani milliyetçi çizginin sebebini sorduklarında dikkat ediyorum hep aynı cevabı veriyor: Biz sosyal demokrat bir partiyiz. Ama Türkiye’nin sosyal demokrat partisiyiz.
MY: Doğru buna hiç bir itirazım yok, bir sosyal demokrat parti gibi davransa, Türkiye’nin sosyal demokrat partisi gibi davransın. Benim de istediğim bu zaten. Yani bir seçmen olarak ben bunu görmek isterim, ben bunu görmüyorum. Türkiye’nin sosyal demokrat partisini görmüyorum. CHP`ye baktığım zaman İnönü döneminin CHP`sine dönüş görüyorum. Yani kitlelerin hakları çalışan kesimlerin hakları bireysel özgürlükleri savunan bir CHP görmüyorum. Yeniden devletin haklarını savunmaya başlayan bir CHP görüyorum.
GO: CHP`yi aşarsak, Türkiye’de iktidarı zorlayabilecek bir parti oluşabilir mi mevcut Türkiye tablosunda?
MY: Tabi ki oluşabilir. Bakın 2000 yılında kuruldu şimdi iktidarda olan parti. 2002 yılına gelindiğinde kim düşünebiliyordu tek başına iktidar olacağını? Kaç kişi yani medya desteği mi aldı? Medyada yer bile almıyordu, yer aldığı zaman da herkes küfür ediyordu.
GO: O dönem ekonomik krizin etkisi...
MY: Benim demek istediğim şu; şu anda bir şeyin ortada görünmüyor olması demek seçim düzlemine girildiğinde ortaya bir şey çıkmayacağı anlamına gelmez. Yani bakarsınız CHP’ye yönelim olur, bakarsınız başka partiye, bakarsınız şimdi ortada olmayan bir partiye olur. Yani bu hakikaten Türk seçmeninin şizofrenik tutumundan kaynaklanan bir şey. Çünkü Türk seçmeni beni şu yönetsin ya da ben şöyle yönetilmek istiyorum diye oy kullanmıyor maalesef. Türk seçmeni bir önceki yönetimi cezalandırmak için oy kullanıyor. Yani biz geleceğimize değil hep geçmişimize oy kullanıyoruz. Dolayısıyla şimdi bir iktidar alternatifinin görünmüyor olması seçim ortamına girildiğinde görülmeyeceği anlamına gelmemeli.
GO: Peki şu an görünmeyen bu müstakbel partilerin başarı kazanmaları için ne gerekiyor? Mesela AKP`nin bir şansı vardı ekonomik kriz gibi. Bu dönemde yeni bir iktidar adayı için böyle bir şans mevcut mu?
MY: Böyle bir şans aslında ekonomik bakımdan var. Sosyal bakımdan da var. Fakat tabi Erdoğan ve ekibinin 2007 seçiminde askerin ve yargının unutulmaz katkılarıyla keşfettiği çok büyük bir başarı stratejisi var; ağlayarak seçim kazanmak. Bunun için de her türlü malzemeyi de bu iki kurumumuz eksik olmasınlar damperli kamyon yüküyle sağlıyorlar iktidar partisine. Yani bugün Ak Parti`nin anketlere biraz inişe geçtiği görünüyorsa eğer, bunun geri dönüşünü sağlayacak iki kişi var Türkiye’de, biri Genelkurmay başkanı diğeri de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı. Eğer asker kendini tutamaz, siyasete müdahale anlamına gelecek, onu da yaparız bunu da yaparız tarafız falan gibi bir açıklama yaparsa bu iktidar partisinin arayıp da bulamayacağı bir şey. İşte yine geliyorlar beni devirmeye diye… % 47 oy nasıl çıktı? Çikletten çıkmadı yani. Ya da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı kendini tutamaz kapatıyım görsünler günlerini gibi başarılı bir harekete daha imza atarsa... Ülkede böyle yürüyor maalesef siyaset.
GO: Anayasa`nın mı noksanlığı yoksa Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı mı inisiyatif mi kullanıyor? İnternetten alınan çıktılarla kapatma davası açtığına dair çok ciddi eleştiriler almıştı.
MY: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın kaç tane delil sunduğuna bakın kapatma davasının iddianamesinde, Anayasa Mahkemesi’nin (ki AKP`yi mahkum eden mahkemedir) bunlardan kaç tanesini ciddiye alıp ona göre kapattığına bakın. Orda görülüyor her şey zaten. Gazete kesiklerinden bir şey olmaz. Tekzip edilmiş haber, tekzip edildiğini koymuyor öncesini koyuyor.
GO: Bunu Yargıtay Başsavcısı yapıyor?
MY: Yaptılar tabi, iddianamede var.
GO: Neden bu ihtiyacı hissediyor?
MY: Burada yargı üzerine süren kavgayı Türkiye’nin hukuk devleti olma kavgası olarak görürsek ya da bir hukuk kavgası olarak görürsek yanılırız. Bu hukuk kavgası değildir. Bu müesses nizamın, Osmanlıcasını söyleyince anlıyorsunuz değil mi? Kurulu düzenin, eski sahipleri ile ona şimdi olmak isteyenlerin arasında bir kavgadır.
GO: Bunu tespiti bir yazınızda yapmıştınız, evet.
MY: Eski sahiplerinden ben memnun değildim, şimdi de değilim. Eskisine dönmek ve şu anki durumu korumak, korunması çok kötü bir şey olur. Ben bu düzenin, şu yürüdüğü şekliyle yargı düzenin değişmesi gerektiğini hissediyorum. Ama Ak Parti'nin istediği gibi değişmesini istemiyorum. Dolayısıyla ben bu ikisi arasında bir taraf tutmak zorunda kendimi hissetmiyorum. Kalpten düşüncem yesinler birbirlerini. Bir yanda kurulu düzenin mevcut yöneticileri (ki şimdi iktidar onların ellerinden gitmek üzere artık; yargıda, bürokraside her tarafta...) Bir tarafta yargıyı bürokrasiyi vs. tam kontrolüne almak isteyen mevcut siyasal anlayış... Bu kavganın kazananı olmazsa bizler kazanırız. Millet kazanır. Türkiye kazanır. Dolayısıyla ben aman yargıçlara dokunulmamaya devam etsin, asla böyle bir şeyim yok. Bugüne sağ olsun onlar sayesinde geldik. Açılan davaların %50`si Yargıtay’a gidiyor, bunun anlamı nedir biliyor musunuz? Bilmiyorsunuz. Ben size söyleyeyim, Türkiye'de yargı isabeti %50`dir, dünyada bu kadar kötü bir karar isabeti yoktur.
GO: İtirazlardan dolayı değil mi?
MY: Evet. Yargıya güven yok, geldikleri nokta bu. Savundukları alan değişmesin dedikleri budur. Yargı isabeti yok Türkiye'de. AİHM'de kaybedilen davaların büyük çoğunluğu gecikmiş yargı, gecikmiş karar yüzünden. İnsanları bir senedir gözaltında tutuklu yapamazsınız, dünyada böyle bir hukuk yok.
GO: Yargıya güven yok dediniz, ancak yargıya güvenin olmadığı bir ortamda AKP`nin yargı sistemini değiştirmesine de karşısınız.
MY: Dediğim gibi, ben de değişmesini istiyorum, ama onların istediği gibi değişmesini istemiyorum.
GO: Yani genel olarak zorunlu bir kabuk değiştirmeye ve değişime ihtiyacımız olduğuna katılıyorsunuz, ancak bunun AKP eliyle gerçekleşmesinden rahatsızsınız?
MY: AKP`nin elinde gerçekleşebilir, başkasının elinde gerçekleşebilir. Ama bu şekilde yürütmenin ve yasamanın yargı üzerine tam kontrolüne yol açacak şekilde... Bugün bu hükümet var, yarın başka bir hükümet var, hükümetler açısından değil. Sistem yanlış bir sistem, doğru değil bu. Yargı, yasama ve yürütme diye bir şey ayırıyorsak, zaten Türkiye'de 12 Eylül anayasasıyla gelen %10 seçim barajı, bilmem ne, bu yüzden yasama yürütme arasında artık neredeyse hiçbir şey kalmadı. İkisi birleşti. Bir de işte yargıyı birleştirirsek ne yapacağız? Hangi denetleme ve dengeleme mekanizmalarıyla yol alacağız? Hiç. Böyle bir şey yok.
GO: AKP seçmenine baktığınızda buna karşı gelebilecek, demokrasi duyarlılığı üst seviyede olan bir kitle görebiliyor musunuz?
MY: Bu sübjektif bir şey. Ben o kısma girmek istemiyorum. Dediğim gibi bugün bu hükümet, yarın bir başka hükümet. Biz eğer her gelen hükümetin meclise olan hâkimiyetiyle istediği gibi yargıçları değiştirebileceğini, mahkemeleri şekillendirebileceği bir döneme girersek, zaten dükkânı kapatıp gidelim. Bu sadece bugün iş başında Erdoğan ve Ak Parti var diye değil buna karşı çıkışım. Yanlış olduğu için. Yarın gelen başka bir hükümette kendine göre bütün mahkemeleri şekillendirecek demektir, bu yanlış.
GO: Şu anda çok ciddi bir krizin içinde hem dünya hem Türkiye. Ama Türkiye'de gündem o kadar sık değişiyor ki, ekonomik krizin ülkeyi ne derecede etkilediğiniz konuşmaya pek vakit bulamıyoruz. Dolayısıyla bu durumun hükümete getireceği olası dezavantajlar da geri plana itilmiş oluyor. Bilinçli bir gündem değişikliği mi var?
MY: Evet. Hükümet gündemi bundan kaydırmak, ekonomiden kaydırmak istiyor, bu çok bariz. Ama bunu nerede yapmak istiyor, bunu medya kontrolüyle yapmak istiyor. Medya kontrolünü iki şekilde yapabilirsiniz, biri doğrudan insanlar üzerinde baskı kurarak yapabilirsiniz. Bizler sonuçta haberciyiz. Biz bir gazete yapıyoruz. Bu gördüğünüz gazeteyi 40 kuruşa 50 kuruşa satıyoruz değil mi? Bu gazeteyi eğer okumak istiyorsanız, gidip 40 kuruş verip alıyorsunuz. Yarın bu gazeteyi kaç liraya alırsınız, yarın bugünün gazetesine para verir misiniz? Hayır, yarın yarının gazetesine para verirsiniz değil mi? Bugünün gazetesinin hiçbir değeri yok.
Bizler akademik çalışma yapmıyoruz, biz günlük bilgilenme, kamuoyunun bilgilenme ihtiyacına karşılık vermeye çalışıyoruz kendimizce. Günlük bir iş yapıyoruz, günlük haber lazım, haber. Müsvette bir şey yapıyoruz yani. Bize de ne kadar çok haber olursa, o kadar çok sayfa dolar. Kontrolün bir yönü de bilgi yağmuruna tutmaktır. Ne kadar çok sıcak haber akarsa ortaya sen de onlarla uğraşırsın, doğal olarak. Mesela mecliste bir konuda kavga çıkıyorsa sen o yokmuş gibi davranamazsın. İşte bak bugünkü Radikal’de çok güzel işlemiş, Altan Öymen'in işsizlik istatistiklerini birinci sayfaya çıkaran 3 gazete olmuş. Çünkü diğer bütün gazeteler başka şeylerle uğraşmış. Dolayısıyla evet gündemi saptırmak istiyor hükümet. Fakat iş oy vermeye gelince öyle işlemiyor. Az önce kendi örneklerimden verdim. 2002'de kim bahsediyordu Tayyip Erdoğan'dan? Bahseden de küfrederek bahsediyordu. Bütün İstanbul medyasına bakacak olursanız Mesut Yılmaz ve Deniz Baykal, bir de ne olur ne olmaz oy alır belki diye Erbakan. Seçmen sandığa giderken cezalandırmak için gidiyor. Dolayısıyla adam işsizse ona göre oy kullanıyor.
GO: %47yi de asker ve yargıya bağladık değil mi?
MY: %47de onun bir payı var, ciddi payı var. Çünkü kendi tahminleri bile, partide yapılan tahminler aslında artış gösteriyordu, %40 civarında tahmin ediliyordu. Bunda tabi o dönem reformlar yapıldı, bir sürü reform yapıldı, değil mi? Türkiye'de siyasi ve sosyal rahatlama sağlandı. Yani 2002 ile 2007 arasındaki dönemden söz ediyorum. Ekonomi büyüdü, krizler çıkmamıştı. Ekonomi büyüme içindeydi. Daha önce görülmemiş, sosyal reform yapıldı. Yani SSK ve BAĞ-KUR devlet hastaneleri birleştirildi, yeşil kartlar dağıtıldı. Bizim tahminlerimiz sadece Sağlık Bakanlığı uygulamalarının %5 artı oy getirdiğidir. Duble yollar yapıldı, bunları siz burada Ankara'da oturarak küçümsemeyin. İnsanlar ulaşabiliyor artık.
GO: (Caner) Ben de zaten Karadenizliyim.
MY: Nereden?
GO: (Caner) Trabzon
MY: Bak şimdi eskiden, çocukken kaç saatte geliyordunuz, şimdi kaç saatte geliyorsunuz.
GO: (Caner) Daha kısa sürede geliyoruz.
MY: Bunları yabana atmayın. Bunların hepsi oydu. Tabi o 6-7 puanlık sıçrama tamamen askerle Anayasa Mahkemesi'nin işidir. Başka bir şey değildir. O 27 Nisan bildirisinin talihsizliğidir.
GO: Peki tek parti iktidarının Türkiye için bir avantaj olduğunu düşünüyor musunuz genel olarak?
MY: Tabi avantajları var. Ne olarak avantajları var, dengeleme, denetleme mekanizmaları altında avantajları var. Yani tek parti iktidarının canının her istediğini yapan bir iktidara dönüşmemesi için kurulmuş değil mi, yargı yasama ve yürütme erklerinden yargıyı senin istediğin gibi bir yargı şekline getirmenin amacı ne? Bu mekanizmaları ortadan kaldırıp senin neredeyse Con Ahmet’in Devridaim makinesi, durmadan dönecek ya sonsuza kadar. Böyle bir şey yok. Her şey biter bir gün yani. Kimseye kalmamış.
Röportajın Devamı: Murat Yekin Röportajı - 2
Murat Yetkin
myetkin@radikal.com.tr
21.03.2010 20:00
Görüntülenme Sayısı: 1432
12 Eylül 2010'da yapılacak olan anayasa referandumunda tercihiniz ne olacak?
































