Türkiye’de Sola ve Sağa Eleştirel Bakış
Türkiye Cumhuriyetinin 85 yıllık tarihinde, demokratikleşme sürece içerisinde, birçok sağ ve sol ideoloji kendilerine yaşam alanı bulabildi. Özellikle tek partili yaşamdan çok partili yaşama geçilmesi, Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler Birliği’nin oluşturduğu çift kutuplu dünyada soğuk savaşın başlaması, laik devlet tartışmaları ve Kürt sorunu; Türkiye’de hem sağ ve sol ideolojilerin gelişmesinde hem de farklılaşmasında başrolü üstlenen olgular oldular. Türkiye’de kimi zaman ideolojiler yanlıştı, kimi zaman bu ideolojilerin kavranışı ve uygulanışı. Bu yazıda temel olan Türkiye’de ki temel sol ve sağ ideolojilere kısaca eleştirel bakış ve yaklaşımlardır. Türkiye’de ideolojilerin temel yapısı, savunulması, uygulanışı, sorunlara bakış aşısı ve yansımaları temel çıkış noktalarıdır.
Kemalizm: Mustafa Kemal Atatürk tarafından oluşturulan ve Atatürk’ün altı ilkesini temel alan karma bir ideoloji olan Kemalizm; bilindiği üzere Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ideolojisidir. Atatürk tarafından hayata geçirilen Kemalist ideoloji; Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş yıllarında mevcut şartlar içerisinde laik ve demokratik bir temel üzerine oluşturulmuştur. Milli bağımsızlığın kazanılması ve tek parti iktidarı süresince Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) tarafından başrolü üstlenilen ideoloji, Özellikle Atatürk’ün ölümünden sonra, zaman içerisinde uygulanış ve zihniyet yanlışları yüzünden zarar görmüştür. İsmet İnönü’nün Milli Şef olması ile başlayan ve günümüze kadar devam eden süreç içerisinde CHP’nin ve yöneticilerinin Kemalizm’i elit düzeyde tutmaları, tabana yaymamaları ve halktan ruhen soyutlanmaları Türkiye’de Kemalizm’in tam olarak anlaşılamamasına sebep olmuştur. Bu durum ayrıca Kemalizm’in yanlış kavranmasından dolayı karşısında anti-Kemalist ideolojilerin oluşmasına ve birçok şekilde Kemalizm’in din düşmanı bir ideoloji olarak algılanmasını sağlamıştır. Günümüzde bile, Kemalizm’in en büyük savunucusu olarak addedebileceğimiz CHP’nin Türkiye’de kalıplaşmış bir zümrenin dışına hitap edememesi ve yayılamaması, bunun en somut göstergelerden biridir. Sonuç olarak, Kemalizm’in halka anlatılamaması, elit bir zümre arasında sınırlı kalması ve özellikle CHP’nin yanlış politikaları Kemalizm’in zarar görmesine ve algılanamamasına yol açmıştır.
Türk Solu: Türkiye’de 1960–1980 arasında kendisine oluşum ve yayılma imkânı bulan Türk solu, özellikle Menderes iktidarı ile çok ciddi bir hız kazanan Türk-Amerikan ilişkilerine ve faşizme tepki olarak gelişti. Tam bağımsızlık sloganı ile kendi doktrinini çizen sol, özellikle Amerikan karşıtlığı ile boy gösterdi. Temel olarak bakıldığında ise bu Amerikan karşıtlığı haklı gerekçelere sahipti ve Amerikan’ın emperyalist politikalarına karşı çıkmaktaydı. Türkiye’de bir kuşak bunun önderliğini yaptı. (68 Kuşağı) Fakat bu onurlu tutuma sahip Türk solu kendi içerisinde de birçok çelişkiyi barındırmaktaydı. Türk solunun kendi içerisinde aşırı şekilde bölünmesi ve bu sebepten güç kaybetmesi.., Türk halkının değer ve kültür yapısına göre yanlış görülen sosyalist sistemin katıksız savunucucuğu karşısında, tabana yayılamayıp halk desteğinin alınamaması ve bu sebeplerden dolayı sağ karşısında güç kaybetmeleri aşırı şekilde Sovyetler Birliği ve Çin’in nüfuz alanı altına olmaları, başlıca etkenler olarak görünmektedir. Öğrenci hareketleri ve aydın hareketleri ile Türkiye’nin entelektüel kimliğinde önemli bir yer tutan Türk solu; birçok açıdan Türkiye’de aydınlanma hareketlerine de öncülük etmiştir. Fakat dikkat çekmek istediğim bir nokta ise Türk solcularının ciddi bir bölümünün PKK sorununa olan yaklaşımlarıdır. Ülkemizde çok sayıda sol görüşlü insan – özellikle Türkiye’de sol görüşün ideologluğunu yapan insanlar- PKK sorunu karşısında ciddi yanlışlar yapmaktadırlar. PKK’nın bir terör örgütü olmasına rağmen, PKK’nın Marksist yapıda olması ve sosyalizmi savunmasından dolayı PKK bir terör örgüt olarak görülmemekte, Kürt direnişinin sesi olarak nitelendirilmektedir. PKK konusunda bu görüşe sahip olan Türk solu içerindeki kitle, ideolojik benzerliklerden dolayı terör örgütüne ya sıcak bakmakta ya da göz yummaktadır. Ayrıca bugün ideolojik doktrinlerinin temelini oluşturan anti-emperyalizme rağmen Amerika Birleşik Devletleri tarafından desteklenen ve emperyalist emellerin maşası olarak kullanılan PKK’ya karşı gereken tutumun sergilenmemesi, Türk solu içerisinde dikkatte değer bir unsurdur.
Yeni Sağ: Dünya’da ilk olarak Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Ronald Reagan ve İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher tarafında geliştirilen yeni sağ (neo-conservatism); ekonomik anlamda klasik liberalizm (Laissez faire), siyasal ve sosyal anlamda ise muhafazakâr bir yapıyı ön plana çıkaran bir ideolojidir. (Heywood, 2007) Dünya’da birçok ülkeyi etkileyen yeni sağ akımı Türkiye’de Demokrat Parti, Anavatan Partisi (ANAP) ve günümüzde ise Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) tarafından temsil edilmektedir. Türkiye’de birçok açıdan damgasını vuran bu ideoloji ve temsilcileri, geçmişte ve günümüzde yaygın şekilde tartışılmaktadır. Kimleri tarafında yeni sağın temsilcileri Türkiye’nin dış dünyaya açılmasını sağlayan isimler olarak görülse de, kimileri tarafından şiddetle eleştirilmektedir. Gelinin noktada Menderes, Özal ve Erdoğan hükümetlerinin yeni sağ ideolojisi içerinde ki politikalarına bakıldığında hem olumlu hem olumsuz birçok yön görebilmek mümkündür. Türkiye’nin liberal ekonomi ile dünya’ya entegre olmasını amaçlayan bu partiler, aslında Türkiye’nin birçok gerçeğini göz ardı etmişlerdir. Bunların en başında ise gelişmiş ve sanayileşmiş batı devletleri karşısında sanayisi zayıf ve ekonomisi tarıma dayanan Türkiye’nin aşırı liberal politikalarla, liberalleşme hızının çok üst düzeyde tutulmaya çalışılması Türkiye için tam bir çöküntü olmuştur. (Zürcher, 2008) İlk olarak Menderes zamanında bu girişimde bulunulmuş, aşırı liberal politikalara izlenmiş, mevcut durum içerisinde ilk yıllarda ekonomi gelişmiş, halkın refah seviyesinde sınırlı bir artış sağlanmış fakat sonraları liberal politikalarda ki yanlışlıklar yüzünden, ihracat-ithalat arasında ki fark (dış ticaret açığı) hızla artmış, dış borçlanma seviyesi yükselmiş ve gelişmiş batı toplumları karşısında Türkiye ekonomisi tam bir çöküntü içerisine girmiştir. (Zürcher, 2008) Sonuç tam bir ekonomik felakettir. Menderes hükümetinin başına gelenlerin aynısı Özal hükümetinin başına da gelmiş, tam bir ekonomik facia yaşanmıştır. Günümüzde ise aynı durum AKP hükümeti içinde görülmeye başlamıştır. Aşırı liberal politikalar yüzünden, özellikle kapitalist devletler tarafında Türk ekonomisi dış tehditlere açık hale gelmiş ve ekonomi ciddi şekilde yabancıların etki alanı içerisine girmiştir. Ekonomik bağımsızlığın yitirilmesi ile doğal süreç içerisinde Türkiye siyaseti de yabancıların etki alanına dâhil olmuştur.
Türkiye’de yeni sağ ideolojisi içerisinde ki en büyük yanlışlardan biri ise aşırı Amerikancı politikalardır. Bu hükümetler Amerika ile çok yakın ilişkiler geliştirmişlerdir, hatta bu ilişkiler kimi zaman en kibar deyimle Amerikanlaşma noktasına kadar varmış, bağımsızlığımızın yarısı Amerika’ya devredilmiştir. Bu Türkiye Cumhuriyeti ve halkı için kabul edilemez bir olgudur. Dinin siyasette etkin şekilde kullanarak, halktan oy alan bu partiler, Milli Mücadele ile kazanılan bağımsızlığımıza Amerikancı ve emperyalist politikaların maşası olarak gölge düşürmüşlerdir ve düşürmeye de devam etmektedirler.
Ülkücülük: Türkiye’de Alparslan Türkeş’in oluşturduğu dokuz ışık doktrinin bir ilkesi olarak ortaya çıkan ve özellikle Alparslan Türkeş ve Nihal Atsız tarafından ideologluğu yapılan ülkücülük, Türk siyasi ve sosyal hayatına damgasını vuran ideolojilerden biri olmuştur. (Zürcher, 2008) 1965 yılında Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’nin(CKMP) kurulması, Alparslan Türkeş’in partinin genel başkanı olması, dokuz ışık doktrinin parti tüzüğüne yerleştirilmesi ile başlayan ve 1969 yılında partinin adının Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) olarak değiştirilmesi ile devam eden zamanda; siyasallaşma sürecini tamamlayan ülkücülük; komünizm, kapitalizm ve emperyalizm dışında üçüncü bir yol olarak milli değerlere dayanan bir ideoloji olarak kendisini tanımladı. 1970-1980 arasında Türkiye’de ki siyasi bunalım ortamında komünizme karşı mücadele ettiği tezini savunan ülkücü hareket aslında emperyalist oyunun bir parçası haline gelmişti. Bu dönemde Sovyetler karşısında Birleşik Devletlere yakınlaştı. 12 Eylül öncesi buhran döneminde komünizmi yok etmek sloganı altında sol ile silahlı mücadeleye giren ülkücü hareket de sol gibi emperyalist oyunun maşası olduğunun farkında değildi. Bu dönemde ülkücü harekette sol gibi Türkiye’nin siyasi ve sosyal bunalıma girmesinde önemli rol oynadı. Sonuç ise 12 Eylül’dü.
Sovyetler Birliğinin 90’larda yıkılması ve soğuk savaşın bitmesi ile tehdit algılamasını değiştiren ülkücü hareket, PKK ve Kürt sorununa yöneldi. Haklı olarak PKK terör örgütüne karşı, üniter ve bölünmez bir Türkiye’yi savunan ülkücülük, süreç içerisinde yaptığı hatalar, mafyalaşma ve yaygın şekilde milliyetçiliğin ötesinde kafatasçı görüşlere kayması yüzünden, Türkiye içerisinde kutuplaşmalara sebep oldu. Ayrıca PKK soruna karşı siyasi, ekonomik ve sosyal çözümler geliştirmede yetersiz kalması ve sorunun sadece askeri yöntemlerle ortadan kaldırılacağının düşünülmesi, ülkücü hareket ve siyasi temsilcisi MHP için yapılan yanlışlıkların kısa bir özeti olarak görülebilir. Bugün ülkücü hareketin temsilcisi olan MHP’nin siyasi, sosyal ve ekonomik politika üretmedeki yetersizliği, siyasetini sadece PKK sorunu üzerine oluşturması ve küreselleşen dünya içerisinde reel politikalar üretememesi ülkücü hareketin günümüzde zaafları ve yanlışları olarak sıralanabilir.
Kürtçülük: Türkiye’de bazı kitleler tarafından ayrılıkçı bir ideoloji, bazı kitleler tarafından ise ezilen Kürt halkının ideolojisi olarak görülen Kürtçülük; bugün hem çok tartışılan, hem de gündemde olan bir ideolojidir. Türkiye’de ki Kürt sorunun bir yansıması olarak ön plana çıkan Kürtçülük, kendisini Türkiye’de yaşayan Kürt halkının siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel haklarının kazanılması için uğraş gösteren bir ideoloji olarak tanımlamaktadır. (Şimşir, 2007) Fakat günümüzde tartışmalı olan konu; bu hakların nasıl savunulduğudur. Birçok insan Kürtçülük kelimesini PKK ile özdeşleştirmekte ve bu ideolojiyi savunanlara ayrılıkçı gözü ile bakmaktadır. Kürtçülük ideolojisine bu gözle bakan çevrelerin mevcut durum içerisinde haklılık paylarının bulunduğunu söyleyebiliriz. Burada temel iki gösterge mevcuttur. Birincisi bölücü terör örgütü PKK’ya Türkiye yaşayan Kürt kökenli vatandaşlarımızın bir kısmı tarafından verilen destektir. İkinci olarak ise, Kürt halkının temsilcisi olarak kendini niteleyen ve mecliste temsil yetkisine sahip Demokratik Toplum Partisi’nin (DTP) ayrılıkçı politikaları ve terör örgütüne verdiği açık destektir. Özellikle bu iki önemli husus hakkındaki mevcut durum Kürtçülük ideolojisine bakış açısını belirlemektedir.
Türkiye’de her ne kadar reddedilse de bir Kürt sorunu mevcuttur. PKK’nın oluşmasında ve büyümesinde devletin yaptığı birçok hata olmuştur. 85 yıllık Cumhuriyet tarihinde, devletin sürekli bölgeye yüzünü dönmesi, bölgenin ekonomik, sosyal ve kültürel açıdan kalkındırılamaması Türkiye’de Kürt sorunun doğmasının temel sebepleridir. Fakat her ne kadar devletin sorunda suçu büyük olsa da, en haklı davalar bile terör yolu ile savunulamaz. PKK’nın ve DTP’nin ayrılıkçı politikaları Kürt kökenli vatandaşlarımızı olumsuz etkilemektedir. PKK’nın ve DTP’nin Kürt sorunun temsilcisi olarak gözükmeye devam ettiği sürece Kürtçülük ideolojisi ayrılıkçı bir ideoloji olarak görünmekten kendisini kurtaramayacaktır.
Kaynakça
Heywood, A. (2007) Siyasi İdeolojiler. İstanbul, Adres Yayınları.
Kaynak, M. – Mete, Ö. (2007) Derin PKK. İstanbul, Timaş Yayınları.
Şimşir, B. (2007) Kürtçülük. İstanbul, Bilgi Yayınevi.
Zürcher, E. (2008) Modernleşen Türkiye’nin Tarihi. İstanbul, İletişim Yayınları.
Özgür Yalçın
Siyaset Bil.(KKK)
ozgur_yalciin@hotmail.com
10.04.2010 10:25
Görüntülenme Sayısı: 1349
12 Eylül 2010'da yapılacak olan anayasa referandumunda tercihiniz ne olacak?
































