Kılıçdaroğlu
Cumhuriyet Halk Partisi’nde yaşanan baş döndürücü gelişmelerden hepimiz haberdarız. Tıpkı e-muhtıra gibi, yine bir gece yarısı operasyonuyla, bu kez yandaş basının da marifetiyle, Deniz Baykal’ın özel hayatı bilgisi ve isteği dışında ifşa edildi. Görüntülerde, CHP’nin o dönemki -o dönemki diyoruz ama sadece 12 gün öncesinden bahsediyoruz-Genel Başkanı Deniz Baykal ve CHP Ankara milletvekili Nesrin Baytok oldukları iddia edilen iki kişinin aynı yatak odasındaki görüntüleri bulunuyordu.
Görüntülerin yayınlanmasından hemen sonra Deniz Baykal hafta sonu boyunca evine kapandı, bir durum değerlendirmesi yapma ihtiyacı hissetti. Ailesiyle, arkadaşlarıyla, sevenleriyle ve sevdikleriyle birlikte bir karara vardı. CHP Genel Başkanlığı görevinden, partiye zarar gelmemesi için istifa etti. İstifasının pes ediş değil, yeni bir mücadelenin başlangıcı olduğunu söyledi. Olayı bir komplo olarak adlandırdı ve bu olaydan dolayı doğrudan hükümeti sorumlu tuttu, Pennsylvania’dan gelen üzüntü ve destek mesajlarının içten ve samimi olduğuna inandığını belirtti. Görüntülerin içeriğini kesinlikle tartışmaya açmadı; ancak görüntüyü de yalanlamadı.
Deniz Baykal, 10 Mayıs’ta istifa etti. 11 Mayıs’ta Parti Meclisi toplandı. Parti Meclisi’ndekiler Deniz Bey’in geri dönmesi gerektiğini söylediler. Bendeniz ise, 11 Mayıs’tan -hatta 10 Mayıs’taki istifanın şokunu atlattığımdan- beridir Kemal Kılıçdaroğlu dışında bir isim telâffuz etmiyorum. Bu değerlendirmemi çok yakınımdaki arkadaşlarımla da paylaşmıştım; haksız çıkmadığım için de oldukça sevinçliyim.
Öncelikle, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın istifa etmesini tamamen doğru bulanlardanım. Kendisi bu tip bir komploya, gizli kamera tuzağına yakalandığı için oldukça şanssız. 18 yaşını geçmiş iki insanın kendi aralarında ne yaşadığı, kendileri dışında hiç kimseyi ilgilendirmez. Bunun gizli kamera marifetiyle alçakça ve sinsice kayda alınması ve siyasi bir operasyonun parçası olarak kullanılması kesinlikle kabul edilemez.
Gelgelelim, bir de çıkar-siyaset ikilemi çıkıyor karşımıza. Deniz Baykal’ın 18 yıldır Özel Kalem Müdürlüğü görevini yürütmekte olan Nesrin Baytok, 2007 seçimlerinde çok sayıda liyakatli, bilgili, birikimli, tecrübeli siyasetçiyi geride bırakarak aday listesinde üst sıradan kendisine yer buldu. Siyasetçilerin özel kalemlerini ya da özel/kişisel hizmetlerini üstlenen kişileri milletvekili yapmaları Türkiye’de alışılmış bir durum. Recep Tayyip Erdoğan, özel kalem müdürü Turhan Çömez’i 2002’de Balıkesir milletvekili yapmıştı. Diğer siyasetçilerden bu tip örnekleri bulmak mümkün. Bülent Ecevit’in koruma müdürü Recai Birgün ve doktoru Mücahit Pehlivan da milletvekili oldular. Bu durum, bana hiç etik gelmese de, lider sultasının bir göstergesi olarak karşımıza çıkıyor.
Görüntüler internette patlak verdiğinde, çok sayıda insanın ağzına sakız oldu. Deniz Baykal’ın özel kalem müdürüyle ilişkisinin olduğu ve özel kalem müdürünün bu yüzden milletvekili yapıldığı iddiası çok çirkin idi; ancak kulaktan kulağa yayılıyordu. Fısıltı gazetesinin hızını biliyorsunuz. Ayrıca, bu görüntülerin 7-8 yıllık olduğu ve Deniz Baykal’ın 2002 seçimlerinden sonra Recep Tayyip Erdoğan’ın önünü bu görüntüler yüzünden, şantaj sonucu açtığı bile söylendi.
Deniz Baykal istifa etti. İstifadan sonraki gün CHP’nin TBMM Grubu basına kapalı olarak toplandı. CHP Genel Sekreteri Önder Sav, basına yaptığı açıklamada “Deniz Baykal istifa etti diye kimse avuçlarını ovuşturmasın” dedi. CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu, kendisine sorulan ısrarlı sorulara cevap olarak iki kez “Kesinlikle aday olmayacağım” dedi. Çünkü birileri, kendisini “Aday olmaması” için terörize etmişti. Bazı CHP’li yetkililer “Biz bu kurultayda aday aramıyoruz, hain arıyoruz” şeklinde açıklamalar da yaptılar isim vermeden.
Deniz Baykal’ın Angora Evleri’ndeki villasının önünde birtakım eylemler yapıldı. Deniz Baykal’ın oğlu Ataç Baykal’ın bacanağı olduğu söylenen CHP’li Maltepe Belediye Başkanı Prof.Dr. Mustafa Zengin ve CHP’nin Maltepe Gençlik Kolları’ndan olduğu iddia edilen bir grup genç, “aydınlık orucu”na başladılar. Trilyonluk villaların yer aldığı Angora Evleri’nin site girişine çul çaput bağlayarak olayı türbe ziyaretine çeviren genç eylemcilerin varlığı, beni oldukça rahatsız etti. Kaldı ki, bir siyasi partinin genel başkanının koruma duvarı ile çevrili, trilyonluk villaların yer aldığı elit bir sitede, steril bir ortamda, halktan uzak yaşaması da ayrı bir soru işareti.
Deniz Baykal’ın istifasından sonraki hafta, resmen lobiler savaşı şeklinde geçti. Deniz Baykal geri dönsün diyenlerle, Kılıçdaroğlu gelsin diyenler kapıştılar. Halk, Deniz Baykal’ın geri dönmesini istemiyordu. Genel Başkan’ın başına gelenler, yani özel hayata ilişkin görüntülerin gizlice çekilmesi tümüyle yanlıştı; ancak bu görüntüleri halka açıklayabilmek mümkün değildi. Ayrıca, Deniz Baykal 1999’da istifa etmiş, 2000’de partinin başına geri dönmüştü. 10 Mayıs’ta istifa edip, 12 gün sonra 22 Mayıs’ta partinin başına yine geri dönerse bu durum halka izah edilemezdi.
17 Mayıs’ta Kemal Kılıçdaroğlu, CHP Genel Başkanlığı için adaylığını, Deniz Baykal’dan icazet almadan, bir basın toplantısıyla açıkladı. Açıklamadan sonra, CHP Genel Sekreteri Önder Sav’dan kendisine bir destek açıklaması geldi. Bunun üzerine, CHP’nin Politbüro’su sayılan 20 kişilik Merkez Yönetim Kurulu, istifasını veren Deniz Baykal ve o günkü toplantıya katılamayan bir üye haricinde toplandı. Toplantıda Önder Sav’ı istifaya çağırdılar; Önder Sav haricindeki tüm üyeler Deniz Baykal’ın geri dönmesini desteklediler.
Bu derece körlük, miyopluk, halktan kopukluk anlaşılabilir gibi değil. Tüm siyasi ikballerini, geleceklerini Deniz Baykal’a bağlayan, koltuğuna yapışmış kalkmak bilmeyen, kendi kişisel çıkarlarını parti ve ülkenin çıkarlarının önüne geçiren bu şahıslar, halktan destek bulamadılar ve yapayalnız kaldılar. Sonunda Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığı, “kurultayda toplanan 1246 imza” ile kesinleşti ve kendisi 1189 oyla CHP Genel Başkanı seçildi. 57 fire nasıl ve neden verildi, bilemiyorum. 20 kişilik MYK’dan fire çıkmış mıdır?
Kemal Kılıçdaroğlu, SSK ve Bağ-Kur Genel Müdürlüğü yapmış, Hacettepe Üniversitesi’nde Öğretim Üyesi olarak çalışmış, Maliye Bakanlığı Gelirler Genel Müdürlüğü Daire Başkanlığı ve Genel Müdür Yardımcılığı görevlerinde bulunmuş, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Müsteşar Yardımcılığı’nı yürütmüş bir isim. Devlet tecrübesi oldukça fazla.
Kemal Kılıçdaroğu’nun kurultayda yaptığı konuşma çok anlamlıydı. Dünyanın küresel ekonomik kriz ve işçi hareketleri ile sarsıldığı bugünkü ortamında; TEKEL işçilerinin ciddi emek düşmanı saldırılara maruz kaldığı, Tuzla’daki tersane işçilerinin Zonguldak’taki maden işçilerinin işçi cinayetlerine kurban gittiği, sol çizginin yükselmek zorunda olduğu Türkiye’de Kemal Kılıçdaroğlu’nun kurultay konuşması emekçilerin, işsizlerin, yoksulların, emeklilerin, ezilenlerin haklarını sonuna kadar koruyan ve savunan bir doğrultuda idi. Ayrıca, temsilde adalet ilkesiyle bağdaşmayan “%10 barajının düşürülmesi” ciddi bir vaat. Kendisinin parti içi demokrasi ve parti tüzüğü konusunda söz verdikleri ise yabana atılır gibi değil. AKP’ye tamamen “haksız zenginleşme”, “yolsuzluklar”, “muhalefete tahammülsüz baskıcı ve faşist ortam” üzerinden, çok tutarlı eleştiriler getiren Kemal Kılıçdaroğlu CHP’nin önceki çizgisinden çok daha doğru bir yerde duruyor.
Kılıçdaroğlu Kürt ve Alevi, Tuncelili. Cumhuriyet tarihimiz boyunca ezilmiş, dışlanmış, ayrımcılığa uğramış olan iki kimliğe birden mensup. Amerika’da da siyahlar bundan 60 yıl önce eşit yurttaşlık haklarına sahip değildi; ancak Barack Obama’nın 2008’de başkanlığa seçilmesi ile Amerika kendi tarihsel yanılgısını bir ölçüde düzeltti. Bizde de Kılıçdaroğlu’nun devleti kuran partiye genel başkan seçilmesi, tarihsel yanılgının bir ölçüde düzeltilmesini sağladı. Kendisini tebrik ediyorum ve görevinde başarılar diliyorum.
Erkan Bayır
Biyolojik Bil.
erkanbayir@gmail.com
23.05.2010 13:37
Görüntülenme Sayısı: 1489
12 Eylül 2010'da yapılacak olan anayasa referandumunda tercihiniz ne olacak?
































