Ateş Böcekleri
Gece çöktü bahçeye usulca. Güneşten fırsat bulamayan yıldızlara verdi göğü. Parladılar paylaşıp içlerinden geldiğince. Toprak salıverdi sonra himaye ettiği ateş böceklerini, güzel bilip sırlarını yapraklara sundular. Aniden ürperdi yer ve gök çarpışan iki rüzgârla:
- Karanlıklarda bulmalısın yüzümü aydınlıktan ziyade. Özlemelisin. Kavuşamamak değil midir aşk. Bak seviyorum, yoksun. Bak seni söylüyorum her nefeste, yoksun: aşk. Korkuyorum. Korkmalısın.
-- Kokunu taşıyan rüzgârları korkusuzca içime çekebilmeliyim artık. Ayak izleri biriktiriyorum aramızda; öyle çok, öyle yorgun. Araya er suretlerden serpiştiriyorum, yolunu şaşırasın diye. Sonra şaşırıyorum yolumu. Geri dönüyor: darbe. Bırakıyorum koltuğumu. Ama sahiplenecek başkası yok. Tekrar oturuyorum. Yürütüyorum çaresiz. Unutmalısın.
- Titriyorum fısıltılarınla. İçimdesin, üşümelisin. Ya dönmelisin geriye ya da bıraktığın her izi silmelisin. Sevdiğin adamlardan kokum yükseliyor. Kokuna karışıyor. Rüzgârım biz oluyor elde mi, duyum hasret: soluyor. Bizi soluyor. Oysa arttıkça ayak izlerin, biz soluyor.
-- Seslerin yetmediği zamanlarda biriktirdiklerimle dolu içim. Dudaklarım dudaklarını okudukça ten yordamıyla; doldum, doydum. Şimdi bir mazi dolusu mutluluk zulamda. Senden gittiğim saatte açtım kilidini. Kokun yittikçe kokunu aldıklarıma karışıp, soluyor. Unutuluyor.
- Sevmemeliydin işte karanlığı bu kadar. Maviyi, beyazı, kırmızıyı sevmemeliydin. Ve denizi ve bulutu… Sahiplenmemeliydin. İzin kaldı hepsiyle geride. Sevdin madem öyle çok, gitmemeliydin. Gitmemeliydin.
-- Bilmezdin sevmeyi, öğrenemezdin. Bir sırlı cama sığmıştı dünyan ve kilitli bir sandığa belki arta kalanları. Sana bıraktığım tek iz bir buruşuk sayfaya akıtabildiğim senlerim. Hayatı benden ibaret bilmemeliydin.
- Çocuk yaşta öğrendim kaybetmeyi, sevmekten hemen sonra. Sevdim, kayboldu. Sevdim, kayboldu. Sevmedim bir daha. Ama özledim, öyle çok. Sever gibi özledim. Kayboldu.
-- Silinmez derin izler belki. Ama saklamamalı. Yaşamasını bilmeli. Alışmaktan ziyade yenmesini bilmeli.
- Yüzüne değerken şimdi başka gözler, gül hatıralarına ben dolu. Çarpık bir tebessüm olsun busen sırlarda. Kaybolsun. Gözlerine dolanları silme. Emanet et rüzgârlara. Çekeyim, içime dolsun. İzlerime merhem olsun.
-- Çevir başını başka yöne. Gök her yönde mavi, sahibi çok… Yolun açık olsun. Elbet doğru yönü bulursun.
- Üşüyorum.
-- Bıraktım maviyi sana. Çamur buralar gözünde, öyle alçak. Düşüyorum.
- Serin mi eser artık her rüzgâr, anlamadığım bir dilde?
-- Soğuk mudur böyle toprak, karışan suyun öfkesinde?
- Gidiyorum.
-- Bitiyorum.
Gece çekildi geldiği gibi sessizce, sır dolu. Kayboldu bir bir yıldızlar. Dindi rüzgâr. Bir güneş aldı olanca yıldızın yerini, parlağı göz doyurdu. Mavisini kuşandı gök. Paylaştı gözü görmeyi bilenler, sevdiler. Ilık bir yağmur indi beyazlardan, çamura bulandı. Ne yer kaldı ne gök: bulanık. Bir gökkuşağı bakılan yönde… Alaca her yan, sanki biraz da karanlık.
“ateş böcekleri” dedi bir adam “ne kadar da yoklar aydınlıklarda.” ve bir kadın fısıldadı aynı anda “yalnız kendilerine yetiyor ışıkları karanlıklarda.”
Pınar Kocabay
Elektronik Müh.
e149761@metu.edu.tr
25.06.2010 22:39
Görüntülenme Sayısı: 617
12 Eylül 2010'da yapılacak olan anayasa referandumunda tercihiniz ne olacak?
































